EFSUN İLE MAHİR 9.BÖLÜM

Kitap kafenin ahşap masasında, aralarındaki mesafe sadece bir metreydi ama Efsun’a koca bir uçurum gibi geliyordu.

EFSUN İLE MAHİR

Mahir Karasu

Kıskançlığın Rengi ve Gerçeğin Yüzü

Kitap kafenin ahşap masasında, aralarındaki mesafe sadece bir metreydi ama Efsun’a koca bir uçurum gibi geliyordu. Zeynep’in onu kapıdan içeri itip kaçmasının ardından, Mahir’in karşısına oturmak zorunda kalmıştı.

Masada ne bir kahve fincanı ne de bir kitap vardı; sadece söylenmemiş sözlerin ağırlığı duruyordu. Mahir, ellerini masanın üzerinde birleştirmiş, karşısındaki kadının kaçmaya hazır ürkek bakışlarını izliyordu.

Derin bir nefes aldı. Sessizliği bozma vaktiydi.

"Hoş geldin Efsun," dedi, sesi yumuşak ama kararlıydı. "Eğer okuldaki gibi kaçıp gitmeyeceksen, sanırım yanlış anlaşılan bir durumu açıklamak istiyorum."

Efsun, parmaklarıyla çantasının kayışını sıkarken gözlerini kaçırdı. Mahir’in bu sakinliği, kendi içindeki fırtınayı daha da utanç verici kılıyordu.

"Yanlış anlaşılma derken..." diye mırıldandı, sonra başını hafifçe yana çevirip dişlerini sıktı. "Aahh Zeyneeep! Beni ne hale düşürdün..."

Birkaç masa ötede, elinde bir dergiyle yüzünü gizlemeye çalışan Zeynep, çaktırmadan onları izliyordu. Efsun’un kızaran yanaklarını, Mahir’in o şefkatli duruşunu görünce kendi kendine gülümsedi.

"Çok da yakışıyorlar birbirlerine," diye mırıldandı. "Hadi bakalım çocuklar, çözün şu düğümü."

Mahir, Efsun’un gözlerinin içine bakmaya çalışarak konuya girdi.

"Dün gelip geri dönmüşsün," dedi. Bu bir soru değil, bir tespitti.

Efsun başını öne eğdi. Artık kaçacak yeri yoktu. Gururunu bir kenara bırakıp dürüst olmaya karar verdi.

"Dün..." dedi, sesi titreyerek. "Seni kız arkadaşınla görünce rahatsız etmek istemedim. Çok mutlu görünüyordunuz."

Mahir bir an duraksadı. Yüzünde saf bir şaşkınlık belirdi. Sonra kaşları havaya kalktı, dudaklarında engel olamadığı bir tebessüm oluştu. İşaret parmağını hafifçe kaldırdı.

"Kız arkadaşı mı?" dedi, gülmemek için kendini zor tutarak. "Bir saniye..."

Cebinden telefonunu çıkardı. Efsun şaşkınca ona bakarken, Mahir hızlıca bir mesaj yazdı:

"Rana kardeşim, hemen kitap kafeye gelir misin? Acil!!!"

Telefonu masaya bıraktı ve arkasına yaslandı. "Sadece bir dakika beklemeni rica ediyorum."

Efsun ne olduğunu anlamamıştı. Kalbi küt küt atıyordu. Acaba kız arkadaşını mı çağırmıştı? Yüzleşmek mi istiyordu?

Çok geçmeden kapının çıngırağı o neşeli sesiyle çaldı: Çınnn...

İçeri giren kişiyi gördüğünde Efsun’un nefesi kesildi. Dün gördüğü o kızdı. Başında şık bir eşarp, yüzünde telaşlı bir ifadeyle masaya doğru geliyordu.

"Bu dünkü kız değil mi?" diye geçirdi içinden Efsun. "Eyvah, şimdi rezil oldum."

Rana masaya yaklaştığında Mahir ayağa kalktı. Elini kızın omzuna koydu ve Efsun’a döndü.

"Efsun," dedi gururla. "Tanıştırayım, kardeşim Rana... Rana, sana bahsettiğim Efsun."

Zaman, o masada bir saniyeliğine dondu.

Efsun’un gözleri fal taşı gibi açıldı. Bakışları Rana’dan Mahir’e, Mahir’den Rana’ya gidip geldi. Benzerlikleri... O gülüşleri... Nasıl görememişti?

"Kardeşin mi???" dedi, sesi hayretle incelerek. Yanaklarına yayılan kırmızılık, nar çiçeği elbisesiyle yarışıyordu artık.

Yan masada Zeynep, bu sahneyi izlerken ağzı açık kalmıştı.

"Ne oluyor orada?" diye düşündü. "Kardeşi miymiş? Vay canına... İnsanın bu kadar güzel kardeşi olursa, tabii ki kıskanılır. Haklıymışsın Efsoş."

Rana, Efsun’un şaşkınlığını görünce sıcak bir gülümsemeyle elini uzattı.

"Sonunda seninle tanışabildim Efsun abla," dedi samimiyetle. "Abim senden o kadar çok bahsetti ki..."

Efsun, Rana’nın elini sıkarken yerin dibine girmek istiyordu. "Aslında ben bu şekilde tanışmak istemezdim ama..." diye hayıflandı içinden. Dışarıya ise mahcup bir sesle konuştu:

"Ben de senin... Yani Mahir’in bir kız kardeşi olduğunu bilmiyordum. Öğrenmiş oldum. Memnun oldum Rana."

Mahir, ikisinin tokalaşmasını izlerken içindeki son endişe kırıntısı da yok oldu.

"Birbirimiz hakkında bilmediğimiz, öğrenmemiz gereken o kadar çok şey var ki," dedi, sesi felsefi bir derinlik kazanarak. "Ama önümüzde öğrenecek çok güzel günlerimiz olacak diye düşünüyorum."

Rana kıkırdadı, abisinin bu romantik haline göz kırptı. Efsun ise hala utancını atamamıştı ama içindeki o ağır kıskançlık taşı kalkmış, yerine kuş gibi bir hafiflik gelmişti.

Tam o sırada Efsun, bir şeyi fark etmiş gibi irkildi. Eli alnına gitti.

"Heehhh! Zeynep’i unuttum!"

Başlarını çevirdiklerinde, Zeynep’in yan masada sanki bir tiyatro izlemiş ve perde kapanmış gibi ellerini havaya kaldırdığını gördüler. Gülüyordu.

"Hele şükür burada olduğumu hatırladın Efsun," dedi Zeynep, sandalyesini sürükleyerek masalarına yaklaşırken.

Elini Rana ve Mahir’e uzattı. "Merhaba, ben Zeynep. Olayların perde arkasındaki yönetmeniyim diyebiliriz."

Mahir güldü. "Zeynep, sana çok teşekkür ederim. Efsun’u buraya getirdiğin, kaçmasına izin vermediğin için."

Dört kişi, o küçük masanın etrafında toplandılar. Kahveler söylendi, gerginlik yerini kahkahalara ve "Sen beni yanlış anladın, ben seni yanlış anladım" hikâyelerine bıraktı. O masa, artık bir yanlış anlaşılmanın değil, yeni bir dostluğun ve filizlenen bir aşkın merkeziydi.

Gece, Şükür ve Yeni Bir Davet

Gece yarısı Efsun, yatağına uzanmış, tavanı izlerken yüzünde silinmeyen bir gülümseme vardı. Günün yorgunluğu gitmiş, yerine tatlı bir huzur gelmişti.

"Salak Efsun, salak," dedi kendi kendine fısıldayarak. "Kız kardeşiymiş... Hem de dünya tatlısı bir kız. Peki ben niye kıskandım o kadar? Demek ki..." Cümlenin devamını getirmeye korktu ama kalbi cevabı biliyordu. Kaybetmekten korkmuştu.

Ellerini göğsünde birleştirdi, gözlerini kapattı. Saf bir yakarışla mırıldandı:

"Allah’ım... Sen gönlümdekini hakkımda hayırlı eyle. Beni utandırma."

Tam o anda, yastığının yanındaki telefon titredi. O bildik, kalbini hoplatan ses: Triiinkkk...

Efsun telefonu kaptı. Ekranın ışığı yüzünü aydınlattı.

Gönderen: Mahir "Uyudun mu?"

Parmakları hızla cevapladı: "Henüz uyumadım."

Mahir: "Sanki kitap buluşmamız biraz uzamadı mı :)))"

Efsun kıkırdadı. Olaylar o kadar karışmıştı ki kitaba sıra gelmemişti. "Evet, öyle oldu sanırım."

Mahir: "O zaman yarın buluşuyor muyuz? Bu sefer gerçekten baş başa..."

Efsun: "Olur."

Telefonun diğer ucunda Mahir, cevabı alınca derin bir nefes aldı. Artık sıradan kafeler yetmezdi. Ona kendi dünyasını, ruhunu göstermek istiyordu.

Mahir: "Sakıncası yoksa yarın ben seni arabayla almaya geleyim. Çünkü seni benim için anlamlı bir yere götürmek istiyorum."

Efsun mesaja bakarken kalbi yeniden hızlandı.

"Anlamlı bir yer..." diye düşündü. "Acaba nereye götürecek? Kendi dünyasının kapılarını mı açıyor bana?"

Gece, yeni bir merakın ve umudun koynunda sabahı beklemeye başladı.