EFSUN İLE MAHİR 8.BÖLÜM
Mutfak masasının üzerindeki sessizlik, fırtına öncesi durgunluğu andırıyordu. Mahir, ellerini saçlarına geçirmiş, masaya dayadığı dirseklerinin üzerinde çöküp kalmıştı
EFSUN İLE MAHİR
Mahir Karasu


Dijital İzler ve Yüzleşme Anı
Mutfak masasının üzerindeki sessizlik, fırtına öncesi durgunluğu andırıyordu. Mahir, ellerini saçlarına geçirmiş, masaya dayadığı dirseklerinin üzerinde çöküp kalmıştı. Rana, abisinin sırtını sıvazlıyor, onun bu dağılmış halini toparlamaya çalışıyordu.
"Abicim sakin ol, sakin ol..." dedi Rana, sesi yumuşak ama otoriterdi. "Öncelikle bir çözüm bulalım. Panik yapmak seni ona götürmez."
Mahir başını kaldırdı, gözlerinde uykusuzluğun ve endişenin kızarıklığı vardı. Telefonunu masanın üzerine sertçe bıraktı.
"Mesajlara cevap vermiyor Rana," dedi çaresizce. "Aramalarıma dönmüyor. Ya başına bir şey geldiyse? Başka nereden ulaşabiliriz ki? Adresini bilmiyorum, soyadını bile tam hatırlamıyorum panikten."
Rana, sandalyeyi çekip abisinin karşısına oturdu. Pratik zekâsı devreye girmişti.
"Abi," dedi gözlerini kısarak. "Sosyal medya kullanıyor mu? Hiç baktın mı? Adı Efsun, tasarımı seviyor, kitap okuyor... Bakalım mı?"
Mahir'in gözlerinde bir umut ışığı yandı. "Hiç aklıma gelmedi."
Hemen Instagram uygulamasını açtılar. Arama çubuğuna "Efsun" yazdılar. Yüzlerce Efsun döküldü ekrana. Rana telefonu eline aldı.
"Dur bakalım... Tasarım, sanat, kitap..." Parmakları hızla kaydı. Sonra bir profilde durdu. Profil fotoğrafında, yüzü tam görünmese de elinde bir eskiz defteri olan, arkası dönük bir kız vardı.
"Bu olabilir mi?" diye sordu Rana.
Mahir ekrana eğildi. Kalbi tekledi. O duruşu, o omuzları, parkta gördüğü o eşsiz silueti tanıdı.
"Bu," dedi nefesini tutarak. "Bu O."
Rana hemen biyografi kısmını okudu: "Marmara Üniversitesi - Psikoloji. Kelimelerin ve renklerin izinde..."
"İşte abi!" dedi Rana zafer kazanmış bir komutan edasıyla. "Marmara Psikoloji okuyormuş. Hesabını bulduk."
Mahir sandalyeden bir yay gibi fırladı. Az önceki çaresiz adam gitmiş, yerine hedefe kilitlenmiş bir avcı gelmişti.
"Süper," dedi, ceketini kaparken. "O zaman sabah ilk işim üniversiteye gitmek olsun. Onu görmeden, iyi olduğunu bilmeden rahat etmeyeceğim."
"Kesinlikle öyle yapacaksın," dedi Rana, abisini destekleyerek. "Git ve bu saçma sessizliği bitir."
Kampüs Yolu ve İçsel Dualar
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Mahir, penceresinden dışarı bakıyordu. Şehir uyanıyordu ama o hiç uyumamıştı. İçindeki merak ve heyecan birbirine karışmış, midesinde bir düğüm oluşturmuştu.
Aynı saatlerde, şehrin başka bir ucunda Efsun, alarmın sesiyle yatağından fırladı. Gözleri şişmişti. Alelacele giyindi, aynaya bakmaya bile tahammülü yoktu bugün.
"Derse geç kaldım ya," diye söylendi kapıdan çıkarken. Aslında geç kaldığı ders değil, hayattı. Kaçtığı şey ise kalbiydi.
Mahir, arabasının direksiyonunda trafiği yararak ilerliyordu. Radyo kapalıydı. Tek duyduğu, zihnindeki o dua idi:
"Efsun... İnşallah iyisindir. Ve seni bulabilirim. Sadece iyi olduğunu göreyim, başka bir şey istemiyorum."
Marmara Üniversitesi'nin Göztepe kampüsüne vardığında, kalabalık öğrenci grubu ana kapıdan içeri akıyordu. Mahir arabayı kenara çekti, dörtlülerini yaktı ve indi. Kendini koca bir okyanusta iğne arıyor gibi hissediyordu. Fakülte binasının önüne geldi, beklemeye başladı.
Banktaki Yüzleşme
Gözleri kalabalığı tararken, kampüsün çam ağaçları altındaki bir bankta tanıdık iki sima gördü.
Zeynep ve Efsun.
Efsun, başını Zeynep’in omzuna yaslamış, elindeki karton bardağı tutuyordu. Mahir’in dizlerinin bağı çözüldü. Derin bir nefes verdi, omuzlarındaki o korkunç yük kalktı.
"İşte buldum," dedi şükrederek. "Çok şükür iyi. Yaşıyor, orada, nefes alıyor."
Adımlarını hızlandırdı. Onlara yaklaştığında gölgesi üzerlerine düştü. Efsun başını kaldırdı. Göz göze geldiklerinde, Efsun’un yüzündeki ifade şaşkınlıktan donukluğa evrildi.
"Mahir?" dedi Efsun, sesi titreyerek. "Senin ne işin var burada?"
Zeynep de doğruldu, gelenin kim olduğunu anlamıştı. İçinden, "Mahir bu mu? Immm, çocuk yakışıklıymış, haklıymış bizim kız," diye geçirdi ama dışarıya sert bir bakış attı.
Mahir, Efsun’un o soğuk tavrına aldırmadan konuştu. Sesi samimiyetle doluydu.
"Seni çok merak ettim Efsun. Dün buluşmaya gelmedin, mesajıma geri dönmedin. Başına bir şey geldi sandım, bütün gece uyumadım."
Efsun gözlerini kaçırdı. O "merak" kelimesi kalbini yumuşatmak istese de, vitrindeki o görüntü aklına gelince kendini geri çekti. Çantasını omzuna takıp ayağa kalktı.
"Bir sıkıntı yok," dedi buz gibi bir sesle. "Benim gitmem lazım, derse geç kalıyoruz."
Mahir şaşkınlıkla kalakaldı. Bu kaçışın sebebini anlayamıyordu. Zeynep, Efsun’un kolunu tuttu ama Efsun hızla binaya doğru yürümeye başladı.
Gerçeğin Ortaya Çıkışı
Zeynep, arkadaşının peşinden gitmek yerine olduğu yerde kaldı ve Mahir’e döndü. Mahir, giden Efsun’un arkasından bakarken yıkılmış görünüyordu.
"Efsun işte," dedi Zeynep, kollarını göğsünde bağlayarak. "Her zor durumda böyle kaçar. Duvar örer."
Mahir, Zeynep’e döndü. "Zor durum derken? Ben ne yaptım ki?"
Zeynep, Mahir’in gözlerinin içine baktı. Orada bir oyunbazlık, bir yalan göremedi. Sadece saf bir şaşkınlık vardı. Kararını verdi; bu çocuğa gerçeği söyleyecekti.
"Mahir," dedi ciddiyetle. "Aslında dün Efsun seninle buluşmaya geldi. Kitap kafenin kapısına kadar geldi."
Mahir’in gözleri büyüdü. "Ne? Geldi mi? Ama ben görmedim, neden içeri girmedi?"
"Giremedi," dedi Zeynep. "Çünkü çok üzgün bir şekilde geri döndü. Efsun seni kitap kafede bir kızla görmüş Mahir. Çok samimiymişsiniz, gülüşüyormuşsunuz. Onu görünce... Senin hayatında biri olduğunu düşünüp kaçtı."
Mahir’in beyninde şimşekler çaktı. O an, kitapçıdaki sahne gözünün önüne geldi. Rana... Başörtüsünü düzelttiği, omzuna dokunduğu an...
"Nee?" dedi Mahir, sesi kampüs bahçesinde yankılandı. "Nasıl... Ama o... O her şeyi yanlış anlamış!"
Zeynep kaşlarını kaldırdı. "Nasıl yani? O kız kimdi?"
Mahir, hem gülmek hem ağlamak istiyordu. Ellerini yüzüne kapattı. "O benim kardeşim! Rana! Kız kardeşim yahu! İstanbul'a yeni geldi, onu gezdirmeye götürmüştüm!"
Zeynep’in yüzündeki sert ifade bir anda silindi, yerini "Hadi canım!" diyen bir şaşkınlığa bıraktı.
"Kardeşin mi?"
"Evet!" dedi Mahir. "Benim Efsun'la acil konuşmam lazım. Bu saçmalığı düzeltmem lazım. Beni yanlış tanımasına izin veremem."
Zeynep gülümsedi. Bu çocuk gerçekten seviyordu.
"Tamam," dedi Zeynep, çantasını düzelterek. "Sen merak etme, o iş bende. Şimdi gidersen ters teper. Ders bitiminde Efsun'u şu sizin meşhur kitap kafeye getireceğim. Sen orada ol."
Evdeki Casus ve Bekleyiş
Öğleden sonra, Mahir’in evinde Rana ve annesi kanepede oturmuş çay içiyorlardı. Annesi televizyona dalmıştı ama Rana’nın kulağı telefondaydı, abisini arıyordu.
Mahir, kitap kafede, dün oturduğu o masada oturuyordu. Ama bu sefer yalnızdı ve önündeki telefon tek bağlantısıydı.
Telefonu titrediğinde ekrana baktı. "Rana arıyor," yazısını görünce derin bir nefes aldı. "Hayırdır inşallah," dedi.
Telefonu açtı. "Efendim kardeşim."
"Ne yaptın abi?" dedi Rana heyecanla, sesini alçaltarak. "Çok merak ettim, çatladım burada. Efsun'a ulaşabildin mi? Durum ne?"
Mahir'in annesi, "Efsun" ismini duyunca kulağını kabarttı. Örgü şişlerini yavaşlattı. "Efsun da kim?" diye geçirdi içinden. "Bizim oğlanın başını döndüren bu mu yoksa?"
Mahir telefonda kardeşine fısıldadı: "Efsun'a ulaştım... Yani arkadaşına. Büyük bir yanlış anlaşılma olmuş Rana. Seni sevgilim sanmış! İnanabiliyor musun?"
Rana kıkırdadı. "Ay inanmıyorum! Neyse, çözülür abi o zaman. Neredesin şimdi?"
"Görüşmek için kitap kafede bekliyorum. Dua et."
Büyük Buluşma
Okul çıkışında Efsun ve Zeynep otobüs durağında bekliyorlardı. Efsun’un omuzları düşüktü, ruhu çekilmiş gibiydi.
"Efsun," dedi Zeynep, koluna girerek. "Gel bir kahve içelim mi? Şöyle güzel bir yerde... Hem senin kafan da dağılır, evin duvarları üzerine gelmesin şimdi."
Efsun başını iki yana salladı. "Ya Zeynep hiç keyfim yok. Eve gidip uyumak istiyorum sadece."
"Kırma beni," dedi Zeynep, duygu sömürüsü yaparak. "Benim de canım sıkkın, anlatacaklarım var. Hadi, şu senin sevdiğin kitap kafeye gidelim, uğurlu gelir belki."
Efsun, arkadaşını kırmamak için kerhen kabul etti.
Kitap kafenin kapısına geldiklerinde Efsun duraksadı. Dünkü acı hatıra canlandı gözünde. İçeri girmek istemiyordu.
Zeynep kapıyı açtı ve kenara çekildi.
"Buyurun prensesim," dedi.
Efsun içeri adımını attı ve masada oturan, gözlerini kapıya dikmiş bekleyen Mahir’i gördü.
Olduğu yerde donakaldı. Kalbi duracak gibi oldu. Hızla arkasını döndü, Zeynep’e baktı. Gözlerinde "Bunu bana nasıl yaparsın?" diyen bir kızgınlık vardı.
Zeynep ise kapının eşiğinde, iki elini yana açmış, dudaklarını büzerek "Ne yapayım, mecburdum" der gibi masum bir ifade takınmıştı. Sonra Efsun’u omuzlarından tutup hafifçe içeri, Mahir’e doğru itti ve kapıyı dışarıdan kapattı.
Efsun ve Mahir, kitap kokularının arasında, sessizliğin ve söylenmemiş sözlerin ortasında baş başa kalmışlardı.
Hızlı Bağlantılar
Herhangi bir sorunuz için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
© 2026 Çizgi Dizim. Tüm hakları saklıdır.