EFSUN İLE MAHİR 7.BÖLÜM
Öğle güneşi odanın içine cömertçe doluyor, Efsun’un yatağının üzerine serilmiş kıyafet yığınını aydınlatıyordu.
EFSUN İLE MAHİR
Mahir Karasu
2/6/20268 min read


Kırık Bir Vitrin ve Sessizliğin Gürültüsü
Öğle güneşi odanın içine cömertçe doluyor, Efsun’un yatağının üzerine serilmiş kıyafet yığınını aydınlatıyordu. Oda, sanki bir savaştan çıkmış gibiydi; ipek bluzlar, keten etekler, çiçekli elbiseler birbirine karışmış, rengârenk bir tepe oluşturmuştu. Efsun, boy aynasının karşısında durmuş, elinde tuttuğu pastel tonlardaki, beli kuşaklı elbiseye bakıyordu.
Bu sadece bir kıyafet seçimi değildi; bu, yazılmaya başlanan bir hikâyenin en önemli cümlesini kurmak gibiydi.
"Bu," dedi kendi kendine, kumaşın yumuşak dokusunu parmak uçlarında hissederken. "Hem sade hem de özenilmiş gibi. Ne çok iddialı ne de silik."
Elbiseyi üzerine geçirdiğinde, aynadaki aksine gülümsedi. Yanaklarına, allıktan değil, içindeki o tanımsız heyecandan gelen bir pembelik oturmuştu. Saçlarını omzundan geriye attı, şalını özenle düzeltti. Gözlerinde, çocukluğundan beri sakladığı o masum inanç parlıyordu: Bugün, her şeyin başladığı gün olacaktı.
Parfümünü havaya sıktı ve o koku bulutunun altından geçerken fısıldadı: "Hazırım."
Kelimelerin ve Yanılgıların Arasında
Şehrin en eski ve en huzurlu kitapçısının içinde, zaman dışarıdakinden daha yavaş akıyordu. Rafların arasında dolaşan toz zerrecikleri, pencereden süzülen ışık huzmelerinde dans ediyordu.
Mahir, kardeşi Rana’nın yanında durmuş, raflardaki ciltleri inceliyordu. Rana’nın yüzünde, abisiyle vakit geçirmenin verdiği o saf mutluluk vardı.
"Abi," dedi Rana, eline aldığı kalın ciltli bir romanı göstererek. "Bu kitabı okudun mu? Kapağı çok ilginç geldi, sence güzel mi?"
Mahir, kitaba değil, kardeşinin ışıldayan gözlerine baktı. Elini şefkatle Rana’nın omzuna koydu, başörtüsünün kenarını hafifçe düzeltti. Aralarındaki bağ, kelimelere ihtiyaç duymayan, yılların getirdiği o derin kardeşlik bağıydı.
"Tam senlik bir kitap ufaklık," dedi Mahir, kitabı Rana’nın elinden alıp arka kapağını okurken. "İsmi 'Ufak Tefek Şeyler'... Hayatın içindeki o görülmeyen ama bizi biz yapan detayları anlatıyor. Senin gibi detaycı ruhlar sever bunu."
İkisi birbirine bakıp güldüler. Mahir, bir şey anlatırken hafifçe öne eğilmiş, Rana’nın yüzüne düşen bir gölgeyi almak istercesine elini kaldırmıştı. Bu, dışarıdan bakıldığında sadece saf bir sevgiydi; ama sesi duymayan biri için bu sahne, bambaşka bir hikâyenin karesiydi.
Cama Çarpan Hayaller
Efsun, kitapçının bulunduğu sokağa girdiğinde adımları neredeyse yerden kesilmişti. Kalbi, göğüs kafesinde değil, boğazında atıyordu sanki. Vitrin camına yaklaştığında, içerideki o loş ve sıcak ışığı gördü. Elini kapı koluna uzattı.
Ve o an, dünya durdu.
Gözleri, rafların önündeki o iki figüre kilitlendi. Mahir oradaydı. O tanıdık duruşu, o geniş omuzları... Ama yalnız değildi.
Yanında genç, zarif bir kadın vardı. Ve Mahir... Mahir o kadına, Efsun’a bile bakmadığı bir yakınlıkla bakıyordu. Gülüyorlardı. Mahir kadının omzuna dokunuyor, ona doğru eğiliyor, aralarındaki mesafeyi hiçe sayıyordu.
Efsun’un eli, soğuk metal kapı kolundan yavaşça kaydı. Camın soğukluğu, parmak uçlarından bütün vücuduna yayıldı.
"O Mahir değil mi?" diye sordu zihni, cevabını bildiği o kahredici soruyu. "Yanındaki kız kim peki?"
Bir adım geri çekildi. Nefesi kesilmişti. Gördüğü şey, sadece bir adam ve bir kadın değildi; gördüğü şey, kendi aptallığının bir kanıtıydı sanki. İçindeki o coşkulu ses bir anda sustu, yerini kulaklarını uğuldatan bir sessizliğe bıraktı.
"Ahhh Efsun," dedi içinden, gözleri dolarken. Gözyaşları görüşünü bulanıklaştırıyor, içerideki sahneyi daha da flulaştırıyordu. "Bir kitaba kandın... Bir kaleme, iki tatlı söze kandın. Sevgilisi varmış... Al işte! Adamın hayatı doluymuş, sen sadece kenar süsüymüşsün."
Kendini ihanete uğramış gibi hissetti; oysa ortada bir söz bile yoktu. Ama kalbi, sözlerden daha büyük vaatlere inanmıştı. Sırtını kitapçıya döndü. Sokak gürültüsü, kornalar, insan sesleri üzerine yıkıldı. Kaçmalıydı. O kareyi görmemiş gibi, o umudu hiç taşımamış gibi kaçmalıydı.
Sığınak ve İtiraflar
Titreyen elleriyle telefonunu çantasından çıkardı. Tuşları zorlukla buldu.
"Zeynep nerdesin?" dedi, sesi boğuk, ağlamaklı bir fısıltı halindeydi. "Hemen yanına gelmem lazım. Nefes alamıyorum Zeynep, boğuluyorum."
Zeynep, duvarlarında rock gruplarının posterleri, gitarı ve müzik notalarının asılı olduğu odasında, yatağına uzanmış müzik dinliyordu. Efsun’un sesindeki o çaresiz tınıyı duyunca kulaklığını fırlatıp attı, yatağında doğruldu.
"Evdeyim Efsoş, noldu? Sesin çok kötü geliyor, korkutma beni! Kaza mı oldu?"
"Gelince anlatırım arkadaşım," dedi Efsun ve telefonu kapattı. Çünkü anlatırsa, kaldırımın ortasına yığılıp kalacaktı.
Bekleyişin Rengi: Gri
Kitapçıda dakikalar akıp gitmişti. Mahir, kapıya en yakın rafta, gözü sürekli dışarıda bekliyordu. Rana, abisinin neşesinin yerini gri bir endişeye bıraktığını fark etti. Mahir’in alnındaki o ince çizgi belirginleşmiş, parmakları sürekli kitapların sırtında ritimsiz bir melodi tutturmuştu.
"Hala niye gelmedi?" diye mırıldandı Mahir, kendi kendine. Sesi, hayal kırıklığının ağırlığını taşıyordu.
Rana, elindeki kitabı yerine koyup abisinin koluna dokundu. "Biraz daha bekleyelim abi. Trafik vardır, otobüsü kaçırmıştır. Birazdan gelir, merak etme."
Ama Mahir için geçen her saniye, içindeki "acaba"ları besleyen bir canavara dönüşüyordu.
Dost Omuzunda Dökülen Gözyaşları
Zeynep’in odasındaki yumuşak halının üzerine, iki küçük çocuk gibi bağdaş kurmuşlardı. Efsun, makyajı akmış, gözleri kızarmış halde, elindeki peçeteyi parçalıyordu. Zeynep ise hem meraklı hem de korumacı bir kaplan gibi arkadaşına bakıyordu.
"Hemen anlatsana noldu?" diye üsteledi Zeynep. "Biri bir şey mi yaptı? O tasarımcı çocuk mu üzdü seni?"
Efsun burnunu çekti, derin bir iç geçirdi.
"Mahir ile kafede buluşacaktık... Gittim Zeynep. En güzel elbisemi giydim, kalbim ağzımda gittim. Tam kapıdan içeri girecekken..." Yutkundu, kelimeler boğazına dizildi. "Onu bir kızla gördüm."
Zeynep kaşlarını çattı, anlamaya çalışarak. "Ee ne var bunda? Arkadaşıdır, kuzenidir, iş arkadaşıdır."
"Nasıl ne var Zeynep!" diye parladı Efsun, sesi titreyerek. "Bir kızla gördüm diyorum ve çok samimilerdi. Kızın omzuna dokunuyor, kulağına bir şeyler söylüyor, gülüşüyorlardı. Aralarında öyle bir hava vardı ki... Oraya ait olmadığımı hissettim."
Zeynep başını iki yana salladı. "Oooho Efsoş, senaryo yazıyorsun şu an. Gitseydin ya yanlarına! 'Merhaba' deseydin. Belki yanlış anladın? Vardır bir nedeni."
Efsun başını öne eğdi. "Ne bileyim Zeynep... Onları öyle mutlu, öyle tamamlanmış görünce, kendimi çok kötü hissettim. Bir fazlalık gibi, araya girmeye çalışan bir yabancı gibi hissettim. O an tek istediğim oradan kaçmaktı."
Zeynep uzandı, arkadaşına sıkıca sarıldı. Efsun’un başını göğsüne yasladı.
"Canım arkadaşım, üzülme. Hep senin yanındayım. Ama bence yine de bir açıklaması vardır. Belki de sandığın gibi değildir."
Terk Edilmiş Umutlar
Kitapçıda artık bekleyişin sonuna gelinmişti. Mahir, omuzları çökmüş, yüzünde derin bir hüzünle kapıya bakıyordu. Sanki kapı açılsa bile, giren kişi o beklediği kişi olmayacakmış gibiydi.
"Haydi kardeşim gidelim eve," dedi, sesi buz gibiydi. "Gelmeyecek belli! Boşuna bekliyoruz."
Rana, abisinin bu haline dayanamadı. "Abi," dedi yumuşakça. "Bir mesaj atsaydın bari? Belki önemli bir şey oldu? Belki hasta oldu?"
Mahir başını sertçe çevirdi. "Gerek yok Rana. Gelseydi gelirdi. Ya da insanlık namına haber verirdi. Demek ki..." Sustu. Cümlenin devamını getirmek canını yakıyordu. Demek ki benim kadar önemsememiş.
Kapıdan çıkarlarken Rana, abisinin yüzündeki o yıkımı net bir şekilde gördü. İçinden, "Canım abim," diye geçirdi. "Gelmemesine ne kadar da bozuldu. Oysa ne hevesle gelmişti, çocuk gibi şendi."
Şüphenin Zehirli Sarmaşığı
Akşam şehre çöktüğünde, iki ayrı evde iki ayrı dram yaşanıyordu.
Efsun, yatak odasında yorganı başına kadar çekmiş, karanlıkta tavanı izliyordu. Zihni hala o vitrin camının ardındaki görüntüdeydi.
"Kimdi acaba o kız?" diye sordu boşluğa. "Benim yokluğumu fark etmedi bile. Sormadı, aramadı. Demek ki yanındakiyle keyfi yerinde. Ben sadece bir heyecandım ve bitti."
Diğer tarafta Mahir, salon koltuğuna gömülmüş, televizyonun anlamsız ışığına bakıyordu. İçindeki öfke yavaş yavaş yerini korkunç bir endişeye bırakıyordu.
"Niye gelmedi acaba?" diye mırıldandı. "Gerçekten Rana'nın dediği gibi bir iş mi çıktı? Ama o zaman mesaj atardı... Telefonu elinden düşmüyordu dün gece. Acaba... Acaba başına bir şey mi geldi?"
Bu düşünce zihnine bir kıymık gibi battı. Ya kaza geçirdiyse? Ya şu an yardıma ihtiyacı varsa ve o burada gurur yapıp oturuyorsa?
Rana, elinde çay tepsisiyle geldi, abisinin yanına oturdu.
"Abicim ne yapıyorsun burda böyle kara kara?"
"Efsun'un neden gelmediğini düşünüyorum Rana. Aklım almıyor. Dün 'kitabı bitirdim' diye heyecanla yazan kız, bugün neden gelmesin?"
"Abiciim sen hala orda mısın?" dedi Rana, sitemle karışık bir şefkatle. "Yani bir mesaj atıp niye gelmediğini sormak çok da zor değil. Aşkta gurur olmaz derler."
Mahir kardeşine baktı. Rana haklıydı. Merak, kırgınlıktan daha ağırdı.
"Haklısın kardeşim," dedi ve sehpadaki telefonu aldı.
Yanıtsız Çığlıklar
Mahir, parmakları titreyerek mesajı yazdı. Her kelimeyi özenle seçti, suçlayıcı olmamaya çalıştı:
"Efsun, bugünkü buluşmamıza gelmedin. Bekledim... Umarım bir sıkıntı yoktur, merak ettim."
Gönder tuşuna bastı. Ve o işkence dolu bekleyiş başladı.
Bir saat geçti. Yelkovan akrebi kovaladı.
İki saat geçti. Şehir uykuya daldı.
Mahir elinde telefon, evin içinde volta atıyordu.
"Saat oldu cevap vermedi," dedi kendi kendine, sesi panikle titrerken. "Kesin bir şey oldu. Yoksa cevap verirdi. Mümkün değil, o nazik kız böyle sebepsizce susmaz."
Rana mutfakta, abisinin en sevdiği keki yaparak ortamı yumuşatmaya çalışıyordu ama Mahir’in gerginliği mutfak kapısından sızıyordu. Mahir içeri girdi, yüzü kireç gibiydi.
"Kardeşim," dedi. "3 saat oldu. Efsun'dan cevap yok. Mesaj iletildi ama cevap yok."
Rana elindeki çırpıcıyı bıraktı. Abisiyle göz göze geldiler. İkisinin bakışlarında da aynı korku ve şaşkınlık vardı. Rana'nın o neşeli hali gitmiş, yerini abisi için duyduğu endişeye bırakmıştı.
Derin Uyku ve Habersiz Fırtına
Ve o sırada... Bütün bu fırtınaların, endişelerin, kırık kalplerin ve korkuların öznesi olan Efsun...
Ağlamaktan yorgun düşmüş bedeniyle, telefonunu sessize alıp yastığının altına fırlatmış halde, derin ve rüyasız bir uykudaydı. Yorganın altında mışıl mışıl uyurken, dışarıda kendisi için kopan kıyametten, Mahir’in onu merak edip deliye döndüğünden tamamen habersizdi.
Gece, bir taraf için kâbusa, diğer taraf içinse kaçışa dönüşmüştü. Ve yanlış anlaşılmanın düğümü, karanlıkta daha da sıkılaşıyordu.
Hızlı Bağlantılar
Herhangi bir sorunuz için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
© 2026 Çizgi Dizim. Tüm hakları saklıdır.