EFSUN İLE MAHİR 6.BÖLÜM

Sabahın erken saatlerinde, Efsun balkonun serinliğinde, elindeki porselen sürahiyle sardunyalarını suluyordu

EFSUN İLE MAHİR

Mahir Karasu

2/2/20265 min read

Satır Sonları ve Kardeş Payı Sırlar

Sabahın erken saatlerinde, Efsun balkonun serinliğinde, elindeki porselen sürahiyle sardunyalarını suluyordu. Su toprağa her değdiğinde yükselen o taze koku, içindeki heyecanla birleşiyordu.

Gözü bir çiçeklerde, bir diğer elindeki telefondaydı. Dün gece okuduğu o satırların ağırlığı hala kalbindeydi. Parmakları klavyede gezindi, derin bir nefes aldı ve gönder tuşuna bastı:

"İnanmayacaksın ama kitabı bitirdim. 🙂"

Bu cümle, sadece bir okuma raporu değil, "Seninle konuşmaya, seni görmeye hazırım" demenin şifreli haliydi.

Anne Sesi ve Titreyen Telefon

Mahir, mutfak masasında, önündeki peynir tabağıyla oynuyordu. Annesi tezgâhta bir şeyler doğruyor, bıçağın tahtaya vuran ritmik sesi odayı dolduruyordu. Ama Mahir o mutfakta değildi; zihni Efsun’un hayaliyle dolu bir bulutun üzerindeydi.

"Acaba," diye geçirdi içinden. "Bugün görüşebilecek miyiz? Mesaj atsam mı, yoksa çok mu üstüne düşmüş olurum?"

Annesi, arkası dönük olduğu halde oğlunun dalgınlığını hissetmişti.

"Oğlum," dedi kadın, elindeki işi bırakmadan. "Rana’yı... Kardeşini bugün almayı unutma sakın ha. Saati kaçırma."

Mahir irkildi. "Hı? Tamam anne, aklımda."

Annesi iç geçirdi. "Kuzumu özledim," diye mırıldandı. "Gurbetlik zor, neyse ki geliyor bugün."

Tam o sırada masanın üzerindeki telefon titredi. O kısa titreşim sesi, Mahir için bir orkestra şefi gibiydi. Ekrana baktı. İsim: Efsun.

Mesajı okurken yüzüne yayılan gülümseme, güneşin doğuşu kadar parlaktı. Efsun kitabı bitirmişti. Mahir, annesinin bakışlarını üzerinde hissetse de parmaklarına engel olamadı.

"Gülümser :)" yazdı önce. Sonra sildi, daha ciddi ama samimi bir cevap yazdı:

"O zaman görüşüyor muyuz? Kitap hakkında konuşmak için..."

Şehrin diğer ucunda Efsun, telefonuna gelen cevabı görünce kalbinin yerinden çıkacağını hissetti. "Heyecanlanır" dedi iç sesi.

"Olur, görüşelim," yazdı hemen.

Mahir vakit kaybetmedi: "Yarın diyelim mi? Geçen sefer görüştüğümüz kafede. Aynı saatte."

Efsun’un cevabı gecikmedi: "Anlaştık 🙂"

Mahir telefonu göğsüne bastırıp tavana bakarken, annesinin sesi rüyasını böldü.

"Oğlum! Duymuyor musun beni? Ekmek al gelirken diyorum!"

Mahir toparlandı, mahcup bir ifadeyle annesine döndü.

"Özür dilerim anne, duydum... Yani duymadım ama tamam. Evet, evet gideceğim, hepsini halledeceğim."

Havalimanı ve Kavuşturan Yollar

Öğleden sonra, Mahir siyah Mercedes’inin direksiyonundaydı. Araba, asfaltın üzerinde yağ gibi kayarken, motorun tok sesi Mahir’in keyifli ıslığına eşlik ediyordu. Radyoda neşeli bir şarkı vardı ama Mahir’in içindeki melodi daha güzeldi. Hem kardeşi geliyordu hem de yarın Efsun’la görüşecekti.

Havalimanına vardığında, dış hatlar terminalinin o kendine has kaosuna karıştı. İnen uçakların gürültüsü, yapılan anonslar, kavuşanların çığlıkları...

Mahir beklemeye başladı. Ve nihayet, otomatik kapılar açıldığında kalabalığın arasında onu gördü.

"Geldi sanırım bizim ufaklı," dedi gülümseyerek.

Rana, başında pastel tonlarda şık bir eşarp, sırtında kocaman bir çanta ve önünde sürüklediği küçük valiziyle yürüyordu. Etrafına bakınırken abisini fark etti ve yüzünde güller açtı.

"Abiciiimmm!!" diye bağırdı, mesafeye aldırmadan.

Koşarak geldiler ve sıkıca sarıldılar. Bu sarılma, ayların özlemini dindiren türdendi.

"Seni çok özledim ufaklık," dedi Mahir, kardeşinin başını omzuna yaslarken. Üzerlerinde sanki görünmez kalp emojileri uçuşuyordu.

Rana geri çekildi, abisine sitemle karışık güldü. "Abi ya! Kocaman kız oldum, üniversite bitiyor neredeyse, bana hala 'ufaklık' diyorsun."

Mahir kardeşinin yanağından makas aldı. "Kaç yaşına gelirsen gel, sen hala benim küçük kardeşimsin. Değişmez."

İki Ev, Tek Duygu

Akşam yemeğinde, Mahirlerin evinde bayram havası vardı. Anne, oğlu ve kızı masanın etrafında toplanmış, Rana’nın hararetli anlatımlarını dinliyorlardı. Rana elini kolunu sallayarak okul anılarını anlatıyor, annesi hayran hayran onu izliyordu.

Mahir de gülüyordu ama gözleri bir an boşluğa daldı. Masadaki o boş sandalyeye baktı.

"Keşke," dedi içinden, kalbinde tatlı bir sızıyla. "Keşke o da burada olsaydı. Rana ile ne güzel anlaşırlardı."

Aynı dakikalarda, Efsun kendi evinde, anne ve babasıyla oturma odasındaydı. Televizyonun sesi kısıktı. Babası çayını yudumluyor, annesi örgü örüyordu. Koltuğun kenarında kıvrılmış uyuyan tekir kedi, ortamın huzurunu tamamlıyordu. Sehpada duran kek ve kuruyemişlere uzanırken Efsun duraksadı.

Gözleri, Mahir’in ona hediye ettiği ve şimdi sehpanın başköşesinde duran kitaba kaydı.

"Keşke," dedi o da içinden. "Keşke o da burada olsaydı. Şu çayı birlikte içseydik."

Kardeş Sezgisi ve Büyük İtiraf

Gece ilerlediğinde, Mahir odasındaki çalışma masasında, ekranın ışığıyla aydınlanıyordu. Yeni bir afiş tasarımı üzerinde çalışıyordu ama imleç sürekli aynı yerde duruyordu.

Kapının açıldığını fark etmedi bile. Rana, elinde iki kupa kahveyle içeri süzüldü.

"Dünyanın en yakışıklı abisi ne yapıyormuş bakalım?"

Mahir irkildi, sonra gülümsedi. "Gel bakalım baş belası."

Rana kahveleri bıraktı ve abisinin yatağının üzerine bağdaş kurup oturdu. Mahir de sandalyesini ona çevirdi. Bir süre havadan sudan konuştular. Sonra Rana, bir gözünü kısıp abisini dedektif gibi incelemeye başladı.

"Abiii," dedi imalı bir ses tonuyla. "Bu gelişimde senden farklı bir enerji alıyorum. Yüzünde sebepsiz bir gülümseme, gözlerinde bir dalıp gitmeler... Hayrolsun inşallah?"

Mahir, "Allaaa alaaaa," dedi, konuyu geçiştirmeye çalışarak. "Nasıl bir farklılık acaba? İş güç işte."

Ama Rana yemedi. "Yeme beni Mahir Bey. Anlat hadi."

Mahir derin bir nefes aldı. Saklamanın manası yoktu, zaten Rana’dan hiçbir şey kaçmazdı. Gözlerini tavana dikti ve o anı tekrar yaşadı.

Park... Rüzgâr... Düşen kalem... Ve o bakışlar.

Kısaca, ama her detayı hissederek anlattı tanışma sahnesini.

Rana’nın ağzı kulaklarına varmıştı. Şaşkınlık ve sevinçle el çırptı.

"Abiii... Gerçekten mi? İnanmıyorum, çok romantik! Abi beni de tanıştırsana! Nolur! Çok merak ettim yengemizi!"

Mahir güldü, kardeşinin bu heyecanına. "Olmaz kardeşim," dedi net bir dille. "Şu an çok erken. Daha biz bile... Yani daha her şey çok yeni. Onun hoşuna gitmeyebilir, ürkütmeyelim kızı."

Rana dudak büktü ama hemen yeni bir plan yaptı. "Tamam tamam... Ama ben peşini bırakmam. Yarın buluşmanız var, değil mi? Ben sadece uzaktan sizi izleyeceğim. Söz veriyorum, casus gibi. Ruhunuz bile duymaz."

Mahir, kardeşinin bu çocuksu ısrarına dayanamadı. Yerinden kalkıp Rana’nın yanına oturdu, kolunu omzuna attı.

"Bak sen şu bücüre..." dedi saçlarını karıştırarak.

İkisi de yatağın kenarında, biri yeni filizlenen aşkının heyecanıyla, diğeri abisinin mutluluğuna ortak olmanın sevinciyle gülümsüyorlardı. Odanın içi, sadece lamba ışığıyla değil, bu sıcak kardeşlik bağıyla da aydınlanmıştı.