EFSUN İLE MAHİR 5.BÖLÜM
Sabah güneşi mutfağa dolmuş, tezgâhın üzerindeki zeytin tabaklarını parlatıyordu
EFSUN İLE MAHİR
Mahir Karasu
2/2/20265 min read


Bir Kelimenin Ağırlığı ve Satır Arası İtiraflar
Sabah güneşi mutfağa dolmuş, tezgâhın üzerindeki zeytin tabaklarını parlatıyordu ama Efsun’un içindeki kara bulutlar dağılmamıştı. Elindeki ekmek bıçağıyla havayı keser gibi hareketler yapıyor, bir yandan da kendi kendine söyleniyordu.
"Nasıl böyle bir hata yapabilirim!"
Dün gece attığı o son mesaj, zihninin duvarlarında yankılanıp duruyordu: "İyi geceler canım!!!" Üç ünlem ve bir "canım". Bir yabancıya, daha ikinci günden...
Telefonu tezgâhın üzerinden hışımla aldı. Parmakları titreyerek Mahir’in isminin üzerine geldi. Yazmaya başladı:
"Ben, şey... Özür dilerim... 'Canım' kelimesini yazmayacaktım, elim çarptı..."
Durdu. Ekrana baktı. "Yok ya," dedi sesli bir şekilde. "Ne saçmalıyorum? Çocuk gibi açıklama mı yapacağım?" Yazdıklarını tek tek sildi, telefonu ters çevirip mermere bıraktı.
O sırada mutfak kapısında annesi Fazilet Hanım belirdi. Gözleri ocaktaki çaydanlığa takılı kalmıştı.
"Efsuuuun!" diye bağırdı kadın telaşla. "Kızım aklın nerede? Çay taşıyor, ocağı söndürdü, farkında mısın?"
Efsun irkildi, daldığı o karanlık kuyudan annesinin sesiyle çıktı. Cıssss diye sönen ocağın sesi kulağına yeni ulaşmıştı.
"Haaaahhh!!!!" diye atıldı, ocağın düğmesini çevirdi. "Ayyy özür dilerim anne, fark etmedim."
Bezi alıp ocağı silerken, annesinin söylenmelerini değil, kendi iç sesini duyuyordu: "Ah anne... Bir bilsen kızın ne hallerde. Çay taşmış ne ki, benim içim taşıyor, içim! Kızın deli divane olmuş haberin yok."
Dost Meclisi ve Otobüs İtirafları
Kahvaltıyı alelacele yapıp kendini sokağa attığında, telefonu kulağına yapıştırmıştı.
"Alo! Zeynep..." dedi nefes nefese, durağa doğru koşarken. "Çok mu beklettim arkadaşım? Ben hemen çıkıyorum, geldim sayılır."
Hattın diğer ucunda Zeynep’in şen şakrak sesi duyuldu: "Prensesim, önemli değil. Geç kalmadığın gün mü var ki şaşırayım? Seni seviyorum Zeynebim, iyi ki varsın!"
Efsun gülümsedi. Zeynep’in bu koşulsuz sevgisi, sabahki gerginliğine ilaç gibi gelmişti. "Ben de seni canım arkadaşım... Sen de iyi ki varsın."
Otobüse binip yan yana koltuklara kurulduklarında, motorun gürültüsü dünyayı dışarıda bıraktı. Efsun, çantasını kucağına sıkıca bastırdı, derin bir nefes aldı.
"Kızım," dedi fısıltıyla karışık bir heyecanla. "Başıma ne geldi bir bilsen!"
Zeynep, Efsun’un gözlerindeki o parıltıyı hemen yakaladı. "Noldu dostum? Yine hangi kitabın karakterine aşık oldun?"
Efsun başını iki yana salladı. "Bu seferki kitap karakteri değil, kanlı canlı biri."
Ve anlatmaya başladı. Parkı, düşen kalemi, "sihirli değnek" deyişini, kitap kafeyi, o kırmızı elbiseyi ve en sonunda... O talihsiz mesajı.
Zeynep’in ağzı bir karış açık kalmıştı. "Ohaaa," dedi, otobüstekilerin bakışlarına aldırmadan. "Ne diyorsun... Kızım sen bayağı bayağı film gibi yaşamışsın! İyi olmuş bence... Hiç de söylemiyorsun birini sevdiğini, aşk olsun."
Efsun telaşla arkadaşının kolunu cimcikledi. "Sus Zeynep, biri duyacak! Hem ne sevmesi, daha adını yeni öğrendim."
Fakülte Koridorları ve Cevapsız Sorular
Fen Edebiyat Fakültesi’nin o heybetli taş binası karşıdan göründüğünde, Efsun’un aklı hala telefonundaydı. Kampüs kalabalıktı, herkes bir yerlere yetişiyordu ama o kendi zaman diliminde asılı kalmıştı.
Sınıfa girdiklerinde, hoca tahtaya karmaşık formüller yazarak "Psikolojiye Matematiksel Bakış Açısı"nı anlatmaya başladı. Tebeşirin tahtada çıkardığı ses, Efsun’un beynini tırmalıyordu. Hoca denklemlerden bahsederken, Efsun aşkın denklemini çözmeye çalışıyordu.
"Bugün hiç mesaj atmadı bana," diye düşündü, defterinin kenarına anlamsız şekiller çizerken. "Dünkü olaydan dolayı bana kızdı mı acaba? Yoksa dalga mı geçti benimle? Ufff... Ama o da 'canım' dedi. Ya sadece nezakettendi ise?"
Ders bitiminde koridorda yürürlerken, Efsun’un omuzları düşüktü. Zeynep, arkadaşının bu halini görünce koluna girdi.
"Gel," dedi. "Şu bizim kafeye gidelim, bir çay içelim. Anlat bakalım şu tasarımcı beyefendiyi."
Üniversitenin arkasındaki küçük kafede, ahşap masaya dirseklerini dayamışlardı.
"Siz tam olarak nasıl tanıştınız Efsooo!?" diye sordu Zeynep, merakla.
Efsun, o anı tekrar yaşar gibi anlattı. Rüzgârı, Mahir’in duruşunu, kalemi uzatışını... Zeynep dinledikçe gülümsüyordu.
"Desene," dedi Zeynep, çayından bir yudum alarak. "Bir kalemle başlamış hikâyeniz. Romantikliğe bak."
Efsun, telefonunun karanlık ekranına hüzünle baktı.
"Bir mesajla bitmez umarım," dedi manalı bir şekilde.
Mürekkep Kokusu ve Merak
Şehrin sanayi bölgesindeki büyük bir matbaada, makinelerin ritmik gürültüsü arasında Mahir, taze basılmış afişleri kontrol ediyordu. Mürekkep kokusu genzini yakıyordu ama aklı başka bir kokudaydı; kitap kafedeki o kahve ve Efsun kokusunda.
Bir yandan renk ayarlarını kontrol ediyor, bir yandan da iç sesiyle boğuşuyordu.
"Hiç mesaj atmadı Efsun..."
Eline bir kâğıt aldı, ışığa tuttu ama görmüyordu.
"Acaba," diye düşündü, midesine bir ağrı girerek. "Dün gece 'İyi geceler canım' deyip gülücük gönderdiğim için, onunla dalga geçtiğimi mi sandı? Çok mu laubali oldum? Belki de yanlışlıkla yazdı, ben de üzerine atlamış gibi oldum."
İşleri bitip arabasına bindiğinde, akşam trafiği başlamak üzereydi. Direksiyonu tek eliyle tutarken, diğer eliyle telefonu aldı. Daha fazla dayanamayacaktı. Gurur yapmanın sırası değildi.
"Merak ettim mesaj atmayınca," yazdı ve gönderdi. Sonra ekledi: "Bir sıkıntı yoktur umarım."
Kitabın Sırrı
Efsun eve döndüğünde pili bitmiş gibiydi. Kıyafetlerini bile değiştirmeden salondaki kanepeye yığıldı. Uyku ile uyanıklık arasında, günün yorgunluğu ve bekleyişin ağırlığıyla sürükleniyordu.
Tink!
O ses... O beklenen ses...
Efsun yerinden bir yay gibi fırladı. Gözlerini ovaladı. "Yoksaaa..." dedi, kalbi boğazında atarak.
Ekranı açtı. Mahir’dendi.
"Merak etmiş beni," diye mırıldandı, yüzüne yayılan o aptal gülümsemeyle. "Beni merak etmiş!"
Parmakları hızla klavyede gezindi: "Yok bir sıkıntı, okuldaydım sadece."
Mahir’den anında cevap geldi: "Kitabı bitirdiniz mi?"
Efsun’un yorgunluğu bir anda uçup gitmişti. Hemen ayağa kalktı, üzerindeki elbiseyi değiştirmek için odasına koşarken bir yandan da yazdı:
"O kadar kafam dalgındı ki bugün, okuyamadım pek. Ama bu gece bitiririm."
Mutfağa geçip bir bardak su içerken hemen Zeynep’i aradı.
"Zeynep!" dedi heyecanla. "Mahir beni merak etmiş, mesaj attı!"
Zeynep’in kıkırdaması duyuldu. "Ayyy çok romantik! Ne dedin peki?"
"Bana bir kitap vermişti ya," dedi Efsun. "Bitirip bitirmediğimi sordu. 'Bugün biter' dedim... Bitirmeliyim kitabı bir an önce Zeynep... Onunla tekrar buluşmak için elimdeki en büyük bahane bu."
Telefonu kapattıktan sonra, Mahir’in hediye ettiği o kalın ciltli kitabı aldı. Kanepeye kuruldu, ayaklarını altına topladı.
"Hadi bakalım," dedi kitaba. "Göster marifetini."
Sayfalar arasında kaybolurken, hikâyenin sürükleyiciliğine kapıldı. Ancak kitabın sonlarına doğru, karakterlerden birinin okuduğu mektup bölümüne geldiğinde durdu.
Cümleler, sanki kurgudan kopmuş, doğrudan Efsun’a sesleniyor gibiydi.
Kitapta şunlar yazıyordu:
“...Eğer bu kitap sana başkası tarafından ulaştırıldı ya da hediye edildiyse, bunun bir rastlantı olduğunu sanma. Bazı kitaplar seçilmez, seçilerek verilir. Ve bazı aşklar söylenmeden, bir cümle aracılığıyla başlar.”
Efsun, nefesini tuttu. Okuduğu satırları bir daha, bir daha okudu.
"Bu nasıl olur?" dedi fısıltıyla. "Olamaz!"
Kitabı göğsüne bastırdı. Kalbinin atışları, kitabın cildinden parmaklarına vuruyordu.
"Mahir," dedi, gözleri dolarak. "Bana bu kitabı bilerek verdi. Rastgele seçmedi. Bana bu kitapla, o söyleyemediği duygularını mı ifade etmeye çalışıyor acaba?"
Gece, dışarıda sessizce ilerlerken, Efsun elindeki kitabın sadece bir roman değil, kalbine bırakılmış bir aşk mektubu olduğunu anlamıştı.
Hızlı Bağlantılar
Herhangi bir sorunuz için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
© 2026 Çizgi Dizim. Tüm hakları saklıdır.