EFSUN İLE MAHİR 4.BÖLÜM
Gece, bu tatlı telaşın üzerine yıldızlı örtüsünü örttü.
EFSUN İLE MAHİR
Mahir Karasu
1/26/20266 min read


Kelimelerin Arasındaki Köprü ve Bir Klavye Kazası
Ertesi gün, zaman sanki inadına yavaşlamıştı. Mahir, kitap kafenin ahşap kokulu loşluğunda, köşe masada oturuyordu. Önündeki fincandan yükselen buharı izliyor, sol kolundaki saati kontrol etmekten kendini alamıyordu. Akrep ve yelkovan, ona karşı bir komplo kurmuş gibiydi.
"Erken mi geldim acaba?" diye düşündü, huzursuzca yerinde kıpırdanarak. "Belki de çok istekli görünmemek için biraz geç mi gelseydim? Hayır, bekletmek nezaketsizlik olurdu."
O sırada kafeye giden kaldırımda Efsun’un adımları, kalbinin ritmine ayak uydurmaya çalışıyordu. Çantasının sapını o kadar sıkı tutuyordu ki parmak boğumları beyazlamıştı.
"Kalbim," dedi fısıldayarak, elini göğsüne götürüp. "Niye bu kadar hızlı atıyorsun? Alt tarafı bir kahve, alt tarafı bir sohbet..." Ama kendine söylediği bu yalana kendi de inanmıyordu.
Kapıdaki çıngırak o tanıdık melodisiyle çaldı: Çınnn...
Mahir başını kaldırdı ve Efsun’u gördüğünde, içindeki tüm o "acaba"lar buharlaşıp uçtu. Ayağa kalktı, ceketini düzeltti. Efsun masaya yaklaştığında, yanaklarında hafif bir pembelik vardı.
"Çok bekletmedim umarım!" dedi Efsun, nefes nefese.
Mahir gülümsedi; bu gülümseme o kadar içtendi ki Efsun’un omuzlarındaki gerginlik eriyip gitti.
"Hayır, hayır," dedi Mahir, sandalyesini işaret ederek. "Önemli değil, ben de yeni gelmiştim. Buyurun lütfen."
Efsun yerine otururken, gözlerini Mahir’in yüzünden alamıyordu. "Ne kadar güzel gülümsüyor," diye geçirdi içinden. "İnsanın içindeki kışı bitiren bir bahar güneşi gibi."
Garson yaklaştığında Mahir nazikçe sordu: "Kahve içiyoruz, değil mi?"
"Tabii, lütfen," dedi Efsun.
Kahveler gelene kadar araya giren o kısa sessizliği, yine kelimelerle değil, bakışlarla doldurdular. Sonunda Efsun, çantasından Mahir’in hediye ettiği kitabı çıkardı.
"Dün önerdiğiniz kitabı okumaya başladım," dedi, parmaklarını kapağın üzerinde gezdirerek.
Mahir’in gözleri parladı. "Öyle mi? Bitti mi peki?"
Soruyu sorar sormaz içinde bir pişmanlık duydu. "Siz demese keşke," diye hayıflandı içinden. "Şu resmiyet duvarı bir kalksa... Sen diye konuşsa... :("
Efsun başını iki yana salladı. "Hayır, henüz bitmedi. Bazı satırlar o kadar yoğun ki... Hızlı geçemiyorum, bazı yerlerde durup düşünüyorum."
"Aaa, evet," dedi Mahir, onu anladığını belirten bir baş hareketiyle. "Düşündüren bir kitaptır, doğrudur. İnsanı kendi içine doğru kazı yapar gibi okutur kendini."
Efsun, kahvesinden bir yudum aldı ve cesaretini toplayarak biraz daha kişisel bir soru sordu:
"Sen..." dedi, sonra duraksadı ama devam etti. "Sen hep böyle kitapçıları mı seversin?"
Mahir, bu "sen" hitabını duyunca içten içe bir zafer kazandığını hissetti.
"Evet," dedi, sesi daha da yumuşarken. "Sessiz olan yerleri severim. Gürültülü dünyada sığınacak bir liman gibi... Özellikle sahaflar, kitap kafeler... Orada zaman duruyor sanki."
Sohbet, kahve telveleri dibe çökerken koyulaştı. Ayrılma vakti yaklaştığında, Mahir içinde büyüyen o "kaybetme korkusu"na teslim olmamak için bütün cesaretini topladı.
"Acaba," dedi, sesi hafifçe titreyerek. "Telefon numaranı alabilir miyim? Kitap hakkında... Belki o satırlar üzerine mesajlaşırız?"
Efsun’un yüzünde tereddütten eser yoktu. "Tabii ki de," dedi memnuniyetle. "Kitap hakkında konuşacak çok şeyimiz olacak gibi."
Numaralar kaydedildi, vedalar edildi.
"Kahve için teşekkür ederim," dedi Efsun kapıda. "Çok güzeldi."
İçinden ise tamamladı cümlesini: "Seninle içmek daha güzeldi... (De diyemiyorum işte.)"
Mahir başını eğdi. "Rica ederim. Asıl ben teşekkür ederim, kahve içme teklifimi kabul ettiğiniz için."
Efsun otobüs durağına doğru yürürken arkasına döndü, el salladı. "Kitabı bitirince tekrar görüşelim mi?"
"Memnuniyetle!"
Şehrin İki Yakasında Yankılanan Mutluluk
Efsun otobüsün buğulu camına başını yaslamış, akıp giden şehri izliyordu. Ama gördüğü gri binalar değil, rengârenk bir dünyaydı.
"İnanılmaz güzel bir gün geçirdim," diye düşündü, dudaklarında aptal bir gülümsemeyle. "O gülümsemesi... Aklımdan çıkmıyor. Adımı söyleyişi bile farklı."
Mahir ise sokakta yürürken, adımları yere basmıyor gibiydi. Ceketini omzuna atmış, ıslık çalıyordu.
"Bu kadar huzurla dolduğum bir günüm olmadı," dedi içinden. "Sanki yıllardır nefesimi tutuyormuşum da bugün ilk defa ciğerlerim havayla dolmuş gibi."
Mesajlar ve Satır Araları
Akşam olmuş, Efsun evdeki kanepesine kurulmuştu. Önünde duran telefona, sanki patlamaya hazır bir bomba ya da açılmayı bekleyen bir hazine sandığı gibi bakıyordu.
"Numarayı da verdik," diye söylendi kendi kendine. "Gel de mesaj atmasını bekleyip durma şimdi. Hadi Mahir, hadi..."
Beklemek canına tak edince, eline kitabını aldı. "Bir an önce kitabı bitirmeliyim, onunla görüşmek için bahanem olsun," dedi.
Sayfaları çevirirken bir paragraf gözüne çarptı. Öyle bir cümleydi ki, sanki bugün hissettiklerinin tercümesiydi. Dayanamadı, sayfanın fotoğrafını çekti ve altına hiçbir şey yazmadan Mahir’e gönderdi.
Şehrin diğer ucunda, Mahir bilgisayar başında bir logo tasarımıyla boğuşuyordu. İlham perileri onu terk etmişti çünkü aklı başka yerdeydi.
Ding!
Telefonun bildirim sesiyle irkildi. Ekranda "Efsun" ismini görünce kalbi tekledi.
"Kahvenin tadı hala ağzımda," diye düşündü telefonu eline alırken. "O güzel yüzü aklımda, o ahenkli sesi kulağımda..."
Fotoğrafı açtı. Efsun’un altını çizdiği satırları okudu:
“Konuşurken kelimelerim sana varmadan yolda duruyor, susarken içimde senden uzun cümleler kuruluyor. Sana baktığımda değil, senden başka yere bakamadığım anlarda anlıyorum bu duyguyu.”
Mahir, ekranın ışığında donup kaldı. Bu bir itiraf mıydı? Yoksa sadece edebi bir paylaşım mı?
O sırada kapı açıldı, annesi elinde ince belli bir bardakla içeri girdi.
"Kuzum, çay getirdim sana. Çok çalıştın."
Mahir gözlerini telefondan ayırmadan, trans halinde cevap verdi: "Teşekkür ederim annecim!"
Annesi, oğlunun yüzündeki o hülyalı ifadeyi, gözlerindeki o ıslak parıltıyı görünce gülümsedi. Tepsiyi sessizce bırakıp çıkarken içinden geçirdi: "Oğlumu bu kadar mutlu eden ne ola ki? Allah bozmasın..."
Aynı dakikalarda, Efsun mutfakta su içerken babası Adnan Bey yanına geldi. Kızının yüzündeki o sebepsiz tebessümü fark etmişti.
"Canım kızımı böyle mutlu görünce," dedi babası, elini omzuna koyarak. "O kadar huzurla doluyor ki içim... Böyle hep mutlu ol kızım!"
Efsun babasına sarıldı. "Teşekkür ederim babacığım, sen iyi ki varsın!"
Odaya koşarak döndü. Telefonun ışığı yanıp sönüyordu. Mahir’den cevap gelmişti. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Mesajı açtı. Mahir, kitaptaki o paragrafın devamını yazarak göndermişti:
“Belki adını koymuyorum ama yokluğunla sınanan, varlığınla sakinleşen bir hâlim var. Bu da sevmenin sessiz, ama inkâr edilemeyen biçimi.”
Efsun nefesini tuttu. Bu bir karşılıktı. Bu, "Ben de seni..." demenin en zarif yoluydu.
Klavye Kazası ve Tatlı Bir Panik
Gece yarısına doğru Efsun yatağında oturmuş, heyecandan titreyen parmaklarıyla Mahir’e cevap yazıyordu.
"Yarın okuldan ve işlerden sonra kitabı bitireceğim. Heyecanla bekliyor olacağım kitap hakkındaki düşüncelerini..."
Sonra mesajı bitirmek için aceleyle "İyi geceler" yazmak istedi. Ancak zihni o kadar doluydu, kalbi o kadar "can"la doluydu ki, parmakları beyninden bağımsız hareket etti.
Gönder tuşuna bastığı an ekranda şu yazı belirdi:
"İyi geceler canım!!!"
Efsun telefonu yatağın üzerine fırlattı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
"Ne?!" diye bağırdı sessizce, elleriyle ağzını kapatarak. "Canım mı yazdım ben? Allah’ım, canım mı dedim? Daha ikinci günden! Üstelik üç tane ünlemle!!!"
Hemen telefonu kaptı, mesajı silmeye çalıştı ama nafile. Mavi tikler çoktan belirmişti. Mesaj görülmüştü.
"Bittim ben," dedi yastığa gömülerek. "Şimdi diyecek ki, ne kadar yapışkan bir kız..."
Mahir, yatağında mesajı okuduğunda önce duraksadı. Gözlerini ovuşturdu. "Canım mı?"
Şaşırdı. Ama bu şaşkınlık, yerini hızla göğsünü ısıtan bir sıcaklığa bıraktı. Efsun'un o resmi hallerinden, o ürkekliğinden sıyrılıp ona böyle seslenmesi... Belki bir hataydı, belki bir anlık cesaretti. Ama Mahir için dünyanın en güzel kelimesiydi.
Gülümsedi ve hiç tereddüt etmeden yazdı:
"İyi geceler canım."
Efsun, titreyerek telefona baktığında gelen cevabı gördü. Kızmamıştı. Yanlış anlamamıştı. O da "canım" demişti.
İkisi de bu olayın, o tek kelimenin yarattığı büyülü etkinin altında uykuya daldılar. Ama Efsun’un içinde hala tatlı bir kurt kemiriyordu zihnini:
"Yaa Mahir kızdıysa? Ya sadece kibarlıktan öyle yazdıysa? Off Efsun, off..."
Gece, bu tatlı telaşın üzerine yıldızlı örtüsünü örttü.
Hızlı Bağlantılar
Herhangi bir sorunuz için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
© 2026 Çizgi Dizim. Tüm hakları saklıdır.