EFSUN İLE MAHİR 3.BÖLÜM

Veee ilk buluşmamız, ilk heyecanımız, ilk kahvemiz...!!!

EFSUN İLE MAHİR

Mahir Karasu

1/26/20264 min read

Öğle güneşi parktaki ağaçların gölgesini kısaltırken, Efsun dünkü bankta tek başınaydı. Gözleri parkın girişinde, her gelen geçende o tanıdık silueti arıyordu. Dakikalar, kum saatinden dökülen kum taneleri gibi ağır ağır akıyordu.

"Geldim, bekliyorum," dedi içinden, dualarını gökyüzüne göndererek. "Allah’ım nolur yine karşılaşalım."

Ama zaman geçtikçe, içindeki umut yerini ince bir sızıya bıraktı. Rüzgâr dünkü gibi ılık değil, sanki biraz daha serin esiyordu. Omuzları düştü.

"Ya gelmezse?"

Bu soru, zihninde yankılanan en korkutucu ihtimaldi. Belki de Mahir için o an sadece bir "kalem verme" nezaketiydi, o kadar. Belki de Efsun, kendi yalnızlığında büyüttüğü bir hayalin peşindeydi.

Derin bir iç geçirdi. "Gelmeyecek galiba!"

Tam kalkmaya yeltendiği sırada, bacağına sürtünen yumuşak bir şeyle irkildi. Tekir bir kedi, kuyruğunu dikmiş, ona bakıyordu. Efsun’un yüzüne buruk bir tebessüm yayıldı. Eğilip kedinin başını okşadı.

"O gelmedi, sen geldin bari," dedi fısıldayarak. Kedi, sanki cevabını vermiş gibi mırıldandı. Efsun, bu küçük teselliyle toparlandı. "Haklısın," dedi kediye. "Beklemekle gelmez bazı şeyler. Kitap alacaktım zaten... En iyisi şu köşedeki kitap kafeye gideyim."

Kitap kafenin kapısındaki çıngırak, Efsun içeri girdiğinde nazikçe çaldı: Çınnn...

İçerisi, taze çekilmiş kahve ve eski kâğıt kokusunun o muazzam karışımıyla doluydu. Raflar tavana kadar kitaplarla doluydu; burası zamanın dışındaki başka bir sığınaktı.

Mahir, arka taraftaki rafların arasında, elindeki bir mimari sanat kitabını inceliyordu. Zihni dağınıktı; sabah parka gitmek istemiş ama son anda cesareti kırılmış, "Ya orada değilse? Ya rahatsız edersem?" korkusuyla kendini buraya atmıştı.

Kapının sesini duyduğunda, gayri ihtiyari başını çevirdi. Ve o an, elindeki kitabın ağırlığını hissetmez oldu.

Kapıdan giren, ışığın arkasından vurduğu o siluet... O'ydu.

"Bu içeri giren kız... O değil mi?"

Gözlerini kıstı, hayal görüp görmediğini teyit etmek istedi. Ama hayır, o ürkek duruş, o meraklı bakışlar... Efsun'du bu. Kalbi göğüs kafesinde deli bir kuş gibi çırpınmaya başladı.

"Aman Allah’ım," dedi içinden, yüzüne yayılan şaşkın gülümsemeyi engelleyemeden. "Bu ne güzel karşılaşma yine!! Kader benimle oyun mu oynuyor, yoksa bana bir şans mı veriyor?"

Efsun, raflara doğru ilerlerken, bir çift gözün üzerinde olduğunu hissetti. Başını çevirdiğinde, rafın kenarında duran Mahir ile göz göze geldi. Eli ağzına gitti, küçük bir şaşkınlık nidası döküldü dudaklarından.

"Aaa siz... Tasarımcı olan... Mahir Bey?"

Mahir, elindeki kitabı göğsüne bastırarak ona doğru bir adım attı. Sesini sakin tutmaya çalışsa da heyecanı tınısına sızıyordu.

"Evet, benim," dedi. "Ne güzel bir karşılaşma yine Efsun Hanım!"

"Gerçekten öyle," dedi Efsun, yanaklarına kan hücum ederken. "Ben... Ben sizi parkta göremeyince... Yani, parka uğradım da..." Cümleyi toparlayamadan sustu, pot kırmaktan korktu.

Mahir, bu dürüstlük karşısında daha da cesaretlendi. "Ben de buraya sığınmıştım," dedi. Eliyle yakındaki boş bir masayı işaret etti. "Ayakta kalmayalım, lütfen."

Masaya geçtiklerinde, aralarındaki o görünmez çekim alanı daha da yoğunlaşmıştı. Mahir, elinde tuttuğu, az önce incelediği o kalın ciltli, sanatsal kitabı masanın üzerine, Efsun’un önüne nazikçe bıraktı.

"Bu elimdeki kitap," dedi, kapağını okşayarak. "İçindeki çizimler, şehirler ve hayaller üzerine... Çok güzel bir eser. Sizi görünce... Size hediye etmek istedim."

Efsun kitaba, sonra Mahir’in samimi gözlerine baktı. Bu, sıradan bir hediye değil, bir "seni anlıyorum" mesajıydı.

"Çok naziksiniz," dedi, sesi titreyerek. "Çok değerli bir hediye! Teşekkür ederim."

Sessizlik, kelimelerden daha fazlasını anlatıyordu. Mahir, içindeki o tutuk adamı bir kenara itip, aklındaki soruyu sormak için derin bir nefes aldı. Şimdi ya da hiçti.

"Acaba diyorum," dedi, gözlerini kaçırmadan. "Yarın müsaitseniz... Bu kafede size bir kahve ısmarlayabilir miyim? Kitap üzerine konuşuruz belki?"

Efsun’un kalbi tekledi. Beklediği soru, beklediği an gelmişti.

"Iımm," dedi, naz yapmak için değil, heyecanını bastırmak için. "Olur mu ki... Şey... Oluuuur. Teşekkür ederim :)"

Efsun, evinin oturma odasında, koltuğun ucuna ilişmişti. Elinde okuma tableti vardı ama ekrandaki harfler birbirine giriyordu. Gözleri satırlarda değil, yarın saat 14.00'teydi.

"Ayyy," dedi sesli bir şekilde, tableti kucağına düşürerek. "Nasıl olacak yarın? O kadar heyecanlıyım ki!!!"

Karnında kelebekler değil, sanki kuş sürüleri uçuşuyordu. Kalktı, gardırobunun önüne geçti. Kıyafetler yatağın üzerine yığılmıştı bile.

"Ne giysem acaba yarın için? Çok mu abartı olur, yoksa çok mu sade?"

Eline aldığı çiçekli eşarbı aynada denedi, yüzünü buruşturdu. "Eşarp uymadı mı neee? Yok, bu çok soluk kaldı."

Sonra, dolabın en köşesinde duran, nar çiçeği kırmızısı o elbiseyi çıkardı. Üzerine tuttuğunda, aynadaki kadının gözleri parladı. Rengi, içindeki heyecanı yansıtıyordu.

"Uvv," dedi gülümseyerek. "Harika oldu şimdi bak. İşte bu!"

Şehrin diğer ucunda, Mahir odasındaki çalışma masasında, bilgisayar ekranının mavi ışığıyla aydınlanıyordu. Photoshop'ta bir tasarım üzerinde çalışıyordu ama imleç dakikalardır aynı noktada duruyordu.

Ekrana değil, hayaline bakıyordu.

"Aferin Mahir," dedi kendi kendine, bir zafer edasıyla. "Çekinmek de ne demek? Yaptın işte, davet ettin. Güzel olacak oluuum!"

Sonra aniden bir panik dalgası vurdu. Farenin tuşunu bıraktı, ellerini saçlarına geçirdi.

"Sakin ol Mahir," dedi, sesi endişeli bir fısıltıya dönüştü. "Her şeyi berbat etme... Saçmalama, elini kolunu nereye koyacağını şaşırma."

Sandalyeyi geriye itip kahkaha attı. Bu, sinirlerinin boşaldığı bir kahkahaydı.

"Ben kafayı yedim galiba!!! Aaaahahahahaha…"

Efsun, kırmızı elbisesini askıya asıp yatağına uzandığında, tavanla sırdaşlık ediyordu yine.

"Yarın nasıl olacak ilk buluşmamız acaba?" diye sordu karanlığa.

Mahir ise, "Mahiiiir," diyordu içinden, yatağına geçerken. "Aşık mı oldun len... Yok yok, benim işim zor. Delirmesem bari."

Gece, her ikisinin de üzerini örterken, yarın başlayacak olan hikâyenin ilk cümlesini bekliyordu.