EFSUN İLE MAHİR 26.BÖLÜM

Tarihin, loş ve tozlu rafların arasına sindiği Yakup Efendi’nin sahaf dükkânında, zaman adeta ağırlaşmıştı. Tavana kadar dizilmiş eski, deri ciltli kitapların kokusu, odanın ortasındaki ahşap, oymalı alçak masadan yükselen demli çayın buğusuna karışıyordu. Lamba ışığının sarı, sıcak ve nostaljik yansıması altında, Yakup Efendi ince belli bardağa çayı doldururken elleri titremese de hareketlerinde yaşanmışlıkların getirdiği ağırbaşlı bir ritim vardı.

EFSUN İLE MAHİR

Mahir Karasu

Efsun ile Mahir çizgi dizisi 26. bölüm sahnesi
Efsun ile Mahir çizgi dizisi 26. bölüm sahnesi

Tarihin tozlu rafların arasına sindiği Yakup Efendi’nin sahaf dükkânında, zaman biraz ağırlaşmış gibiydi. Tavana kadar dizilmiş eski, deri ciltli kitapların kokusu, odanın ortasındaki ahşap, oymalı alçak masadan yükselen demli çayın buğusuna karışıyordu. Lamba ışığının nostaljik yansıması altında, Yakup Efendi ince belli bardağa çayı doldururken elleri titremese de hareketlerinde yaşanmışlıkların getirdiği ağırbaşlı bir ritim vardı.

Karşısındaki koltukta omuzları çökmüş, bedeni adeta taşıdığı vicdan azabıyla küçülmüş gibi duran Adnan Bey, derin bir kederin içinden konuşuyordu.

"Yakup Abi..." dedi sesi titreyerek. "Affetmiyor ve asla affetmeyecek gibi duruyor. Geçen evlerine gittik. Necla Hanım’ın gözlerindeki alevi gördüm, biliyor musun? Sanki aradan yıllar geçmemiş, Mehmet daha dün vurulmuş gibiydi. O bakışlar... O bakışlar insanın ruhunu yakıyor."

Yakup Efendi, dumanı tüten çay bardağını usulca Adnan Bey'in önüne bıraktı. Gözlüğünü düzeltirken yüzünde yılların demini almış, bilgece bir ifade vardı. "Hak, terazinin bir kefesidir Adnan; ama diğer kefede de kader var," dedi ağır ağır. "Necla Hanım yaralı bir aslan gibi. Yarasına dokundun. İyileşmesi için merhem sürmeye gittin ama o henüz yarayı sarmaya değil, kanatmaya meyilli. Ölüye duyulan sadakat, diriye yapılan zulme dönüşmemeli ama bunu ona zaman öğretecek."

Adnan Bey’in elleri dizlerinin üzerinde çaresizce kenetlendi. "Peki ya çocuklar? Mahir ve Efsun... Anladığım kadarıyla kader ağlarını örmüş, Efsun ve Mahir tanışmışlar, üstelik birbirlerini seviyorlarmış. Bizim günahlarımızın bedelini onlar mı ödeyecek? Efsun’a 'Arkandayım' dedim demesine ama içim içimi yiyor. Ya o çocukları bile bile ateşe atıyorsam?"

Yakup Efendi derin bir iç çekti. "Ateşe atmazsan, çelik nasıl sertleşir Adnan?" diye mırıldandı. "Bırak yansınlar biraz. Kendi sularını kendileri bulsunlar. Sen sadece gölge etme, yeter. Sabır... Sadece sabır."

Aynı gecenin ilerleyen saatlerinde, iki farklı mekânda, iki kardeş aynı fırtınanın farklı rüzgârlarını soluyordu. Mahir’in karanlık ve dağınık çalışma odasında, yüzünü sadece bilgisayar ekranının soğuk mavi ışığı aydınlatıyordu. Gözlerinde derin bir yorgunluk ve taşıması zor bir endişe vardı. Kilometrelerce ötede, aydınlık, düzenli ve sıcacık sarı ışıkla aydınlatılmış öğrenci yurdu odasında ise Rana, yatağının ucuna oturmuş, endişeyle telefonunu kulağına bastırıyordu.

"Abiciğim, nasılsın? Annem nasıl oldu? Geldiğimden beri aklım hep sizde," dedi Rana. Sesi, sıcak odasına inat üşümüş gibiydi.

Mahir, kız kardeşini teselli etmek için kendi yorgunluğunu sesinden silmeye çalıştı. "Sakin ol doktor hanım, her şey kontrol altında. Annem çok iyi, merak etme."

"Annemle geçen gün konuştum," diye üsteledi Rana, içine düşen şüpheyi atamayarak. "Sesi telefonda çok donuk geliyordu. Bir şeyler saklıyorsunuz benden."

Kısa, ağır bir sessizlik girdi aralarına. Mahir derin bir iç çekti, omuzlarındaki yükün ağırlığını ekranın mavi ışığına doğru bıraktı. "Adnan Beyler geldi Rana," dedi nihayet. "Kapıya kadar geldiler... Helallik istemek için."

"Ne?" Rana şok içinde yerinden sıçradı. "Adnan Bey mi? O kim?"

"Kıyamet koptu," diye mırıldandı Mahir. "Ama Rana, sana telefonda anlatamayacağım şeyler var. Sen derslerine odaklan. Ben buradaki fırtınayı dindiririm. Gelince her şeyi anlatacağım."

Rana’nın sitemi, mesafelerin getirdiği çaresizlikle birleşti. "Abi ya... Hep beni merakta bırakıyorsunuz. Anneme iyi bak lütfen."

Ertesi gün, sonbaharın hüznü üniversite kampüsünün yollarına sararmış yapraklar olarak dökülmüştü. Hafif bulutlu gökyüzünün altında yürüyen iki genç kızdan Zeynep, her zamanki enerjisiyle arkadaşının koluna girmiş, etrafa gülücükler saçarak ilerliyordu. Efsun ise kendi içine kapanmış, omuzları düşmüş, dalgın bir halde yürüyordu. Kafasının içindeki düşünceler, yerdeki kurumuş yapraklar kadar karmaşıktı.

Zeynep onu dirseğiyle hafifçe dürttü. "Omuzlarını dik tut Efsom," dedi neşeyle. "Sen ne de olsa bölüm birincisisin, bu kadar ezik durma. Bak, ne diyeceğim? Ben şimdi abimin yanına, hastaneye geçeceğim. Yusuf abime söz vermiştim geleceğim diye."

Efsun daldığı düşüncelerden sıyrılarak başını kaldırdı. "Hastane mi? Aaa ben de geleyim seninle... Bu meselelerden Yusuf abiye teşekkür bile edemedik zaten."

Steril, parlak ve beyazın hüküm sürdüğü doktor odasında, Dr. Yusuf masasının başında evraklarla boğuşurken kapı açıldı. Kızları görünce yüzüne hemen sıcak, biraz da utangaç bir gülümseme yayıldı. Beyaz önlüğünün içinde hafifçe dikleşerek, "Ooo, kimleri görüyorum," dedi. "Kardeşlerin en tatlısı ziyaretime gelmiş. Hoş geldiniz kızlar."

"Hoş bulduk abi," dedi Zeynep muzip bir tavırla. "Efsun’la geçerken uğrayalım dedik. Bir kahveni içeriz."

Efsun minnet dolu bir bakışla, "Teşekkür etmek istedim Yusuf abi," diye araya girdi. "O gece... Mahir’in annesiyle çok ilgilendin. Hakkın ödenmez."

Yusuf mütevazı bir şekilde elini ensesine götürdü. "Estağfurullah Efsun, görevimiz. Necla Hanım nasıl peki? Toparladı mı biraz?"

"Evde şimdi, dinleniyor. Daha iyi inşallah."

Yusuf’un gözleri elindeki kaleme kaydı, boş bir kâğıda anlamsız şekiller çizerken bakışlarını kaçırdı. "İyi, sevindim... Şey... Kızı, Rana’ydı değil mi ismi? O nasıl? Yani refakatçiyken çok endişeliydi, okulu falan aksadı mı diye merak ettim. Tıp okuyordu sanırım?"

Zeynep ve Efsun birbirlerine bakıp göz ucuyla gülümsediler. Zeynep imalı bir ses tonuyla, "Hımm..." dedi. "Rana gayet iyi abi. Okuluna döndü. Ama bakıyorum hastalarından çok refakatçilerin akademik kariyerini dert ediyorsun?"

Efsun da kıkırdayarak arkadaşına katıldı. "Evet Yusuf abi, Rana’nın ders notlarını mı merak ettin, yoksa..."

Yusuf’un yanaklarına hücum eden hafif kırmızılık, beyaz hastane ışığının altında iyice belirginleşti. "Yok canım," diyerek toparlamaya çalıştı, "meslektaş adayı sonuçta. Gençlere destek olmak lazım. Neyse, kahve söyleyeyim size ben. Konuyu değiştirmeyin hemen!"

Akşamın dramatik gölgeleri, klasik döşenmiş salonun duvarlarında uzarken, Adnan Beylerin evinde sessiz ama keskin bir gerilim hakimdi. Fazilet Hanım, elindeki örgü şişlerini sitemkâr bir tavırla kucağına bıraktı. Gözleri, pencerenin önünde durup dışarıdaki karanlığa bakan kocasının sırtına kilitlenmişti.

"Yakup'la konuştum bugün," dedi Adnan Bey, dışarıdan bakışlarını ayırmadan. "Sabır, diyor. Ateşe atmazsan çelik sertleşmez, diyor."

Fazilet Hanım’ın sesi bir anne feryadının keskinliğiyle yükseldi. "Bey, sen bugün Yakup’u dinleyip kendini rahatlatabilirsin ama ben bir anneyim. O gün Efsun’a 'Arkandayım' dememeliydin."

Adnan Bey nihayet dönüp eşine baktı, yüzünde çaresizliğin derin izleri vardı. "Ne yapsaydım Fazilet? Kızımızın kalbini mi söküp atsaydım?"

"Gerekirse evet!" dedi Fazilet Hanım kararlılıkla. "Bak Bey, Necla Hanım... O kinle yaşarken, bizim kızımızı gelini olarak bağrına basar mı sanıyorsun? Bazen bir umut kırıntısı, koca bir ormanı küle çeviren en tehlikeli kıvılcımdır. Keşke konuyu sertçe kapatsaydın. Ümit vermeseydin. Şimdi o çocuklar senin o bir cümlene tutunup kendilerini yakacaklar. Üzülen Efsun olacak, Mahir olacak..."

Mahir, çalışma odasında elektronik parçaların, dağınık kâğıtların ve yarım kalmış bir kahve kupasının olduğu masasında oturuyordu. Ellerini çenesinde birleştirmiş, gözleri masadaki boşluğa odaklanmıştı. Yüzünde, bir şeyleri yeni fark etmenin getirdiği aydınlanma ile ufak bir hüznün karışımı vardı.

Kendi kendine mırıldandı içinden: Biz Efsun’la bir savaşın ortasında kaldık resmen. Ona bir hediye almalıyım. Bu kadar gözyaşının arasında bir tebessüm borçluyum ona. Ama... Ne sever? Hangi rengi? Hangi çiçeği? Bu meselelerden, zevklerini öğrenmeye fırsat bulamadık ki. Bu böyle olmaz Mahir. Ona güzel bir hediye almam lazım.

Bu düşünceyle kendini dışarı attı. Şık bir kuyumcunun cam vitrininden süzülen spot ışıkları, sergilenen takıları parlatıyordu. Mahir, camekânın önünde eğilmiş, kararlı ve heyecanlı bir ifadeyle gümüş, zarif bir kırlangıç kolyesine bakıyordu. Özgürlüğü ve sadakati temsil eden bu kuş, Efsun’un narin ruhuna çok yakışacaktı. "Şunu alabilir miyim?" dedi görevliye.

Hediyeyle eve döndüğünde, tasarımcı ruhu ile içindeki romantizm kusursuz bir işbirliğine girişti. Çalışma masasının üzerinde duran orta boy drone'un pervanelerine ve gövdesine küçük, kadife hediye kutusunu ince bir iple özenle sabitledi. Odaklanmış ışığın altında, teknoloji ve aşk sessizce birbirine düğümleniyordu.

Son kontrolleri yaptıktan sonra telefonunu eline aldı. Başparmağı mesaj ekranında gezinirken yüzünde hafif bir tebessüm vardı. "Efsun... Müsaitsen 15 dakika sonra balkona çıkar mısın?" yazıp gönder tuşuna bastı.

Kilometrelerce ötede, genç kız odasının sıcak ve güvenli atmosferinde Efsun, gece lambasının cılız ışığında yatağının kenarında oturuyordu. Telefonun ekranı aniden aydınlandı. Gelen mesajı okuduğunda yüzüne şaşkınlık ve merak karışımı bir tebessüm yayıldı.

"Balkona mı?" diye fısıldadı kendi kendine. "Allah allah, hayırdır inşallah..."

Üzerine ince bir şal alıp serin gece havasına adım attı. Apartman balkonunun demirlerine yaslanıp etrafına, karanlık sokaklara bakındı. Ancak ses aşağıdan değil, havadan geliyordu. Şaşkınlıkla başını kaldırdığında, göz hizasında havada asılı duran, pervaneleri vızıldayarak dönen ışıklı drone'u gördü. Şehrin bulanık gece ışıklarının ve karanlık gökyüzünün önünde büyülü, romantik bir an yaşanıyordu. Drone'un hemen altında, usulca sallanan kadife hediye kutusu gecenin karanlığına inat parlıyordu.

Efsun, elleriyle ağzını kapatıp gülümserken, gözleri dolmuştu. "İnanamıyorum sana Mahir..." diye fısıldadı, yıldızlara karışan sesiyle. "Acaba içinde ne var?"

Hızlı Bağlantılar

Herhangi bir sorunuz için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.

© 2026 Çizgi Dizim. Tüm hakları saklıdır.