EFSUN İLE MAHİR 24.BÖLÜM
Sokağın ortasında, sokak lambasının cılız ışığı altında zaman adeta taşlaşmıştı. Dört kişinin nefesi, soğuk havada birbirine karışıyor ama kimse bir adım atamıyordu.
Mahir Karasu
3/25/20267 min read
Kaderin Düğümü ve Ümidin Fısıltısı
Sokağın ortasında, sokak lambasının cılız ışığı altında zaman adeta taşlaşmıştı. Dört kişinin nefesi, soğuk havada birbirine karışıyor ama kimse bir adım atamıyordu. Adnan Bey’in gözleri, kızının yüzündeki o dehşetli şaşkınlıkta ve Mahir’in çaresiz duruşunda gidip geldi.
Mahir’in, Efsun’a bakışını görmüştü Adnan Bey. O bakış, sıradan bir tanışıklığın değil, dünyayı karşısına almaya hazır bir sevdanın bakışıydı. Tıpkı yıllar evvel, kendisinin Fazilet’e baktığı gibi...
"Kızım..." dedi Adnan Bey, sesi derin bir kederle kısılmış, boğazına cam kırıkları batıyormuş gibi çıkmıştı. "Ben Mahir’in sana bakışlarını gördüm. Annene baktığım gibi... Gençliğimde anneni uğruna dünyayı yakacak kadar sevdiğim gibi sana bakıyordu. Ben kızıma, doğruyu söylemesi konusunda güveniyorum. Nereden tanıyorsun Mahir’i?"
Fazilet Hanım, kocasının koluna daha sıkı tutundu. Yüzü kireç gibiydi. "Evet kızım," dedi titreyerek. "Dinliyoruz."
Efsun yutkundu. Yerin yarılmasını, içine girmeyi diledi ama o an oradaydı. Kaçacak yer yoktu.
"Anne... Baba..." dedi, sesi rüzgârda titreyen bir yaprak gibiydi. "Ben Mahir’le belli bir süredir tanışıyorum. Ama yemin ederim, onun Mehmet Amca’nın oğlu olduğunu bilmiyordum. İnanın bana... Bizim eve geldiği o gün, o çalışma odasında öğrendim her şeyi."
Adnan Bey’in omuzları çöktü. Karşısındaki bu iki gence, kaderin onlara oynadığı bu acımasız oyuna baktı. Gözlerini kapattı, derin bir iç çekti.
"Peki kızım," diyebildi sadece. Sesi tükenmişti. Başka tek bir kelime etmeden arkasını döndü ve ağır adımlarla eve doğru yürümeye başladı.
Çalışma Odasındaki Mahkeme
Adnan Bey, çalışma odasındaki deri koltuğuna çökmüş, başını geriye, tavana doğru yaslamıştı. Oda karanlıktı; ışığı açmaya mecali yoktu. Zihni, geçmişin karanlık dehlizlerinde kaybolmuştu.
"Allah’ım," diye inledi sessizce. "Benim küçük Efsun’um ne ara büyüdü? Ne ara büyüdü de gönlüne böyle bir sevda ateşi düştü? Koca İstanbul'da, milyonlarca insan içinde... Gide gide benim can dostum Mehmet’in, benim yüzümden kocasız kalan Necla Hanım’ın oğlunu buldu."
Elleriyle yüzünü sıvazladı. Bu tesadüf olamazdı. Bu, ilahi bir hesaplaşmaydı.
Anne Yüreğinin Korkusu
Oturma odasında ise Fazilet Hanım ve Efsun baş başa kalmıştı. Odanın genişliği, içlerindeki daralmayı büyütüyordu. Fazilet Hanım, kızının ellerini avuçlarının içine aldı.
"Kızım, ben doğru mu anladım?" dedi, gözlerindeki yaşlar yanaklarına süzülürken. "Siz Mahir ile... Birbirinizi seviyor musunuz?"
Efsun, annesinin o şefkatli dokunuşuyla gözyaşlarına teslim oldu. Başını salladı.
"Evet anne," dedi hıçkırarak. "Seviyoruz. Biz tertemiz, güzel bir niyet için çıktık bir yola. Babamın kim olduğunu bilmeden... Sadece birbirimizi görerek."
Fazilet Hanım, kızının saçlarını okşadı ama içindeki korku dağ gibi büyüyordu.
"Ah kızım ah..." dedi ağıt yakar gibi. "Bu yol çok çetin olacak. Mahir’in annesi daha az önce bizi evinden kovdu. Biliyorsun, kocasının ölümünden bizi sorumlu tutuyor. Haklı da... Asla, ama asla sizin bu sevginize izin vermeyecek. O kadın seni o eve gelin almaz."
Efsun başını öne eğdi. "Anne, ben de bilmiyorum ne yapacağımı. Geri dönemiyorum, ileri gidemiyorum. Sadece... Allah gönlümüzdekini hakkımızda hayırlı eylesin demekten başka çarem yok."
"Amin güzel kızım," dedi Fazilet Hanım, Efsun’a sımsıkı sarılarak. "Amin."
Gölgeler ve Güneş
Aynı dakikalarda Mahir, evlerinin loş salonunda, annesinin ayakucunda oturuyordu. Necla Hanım kanepede uzanmış, üzerine bir battaniye örtülmüştü. Yüzü solgundu, nefes alışverişleri hala tam düzelmemişti.
"Neredeydin oğlum?" diye sordu Necla Hanım, sesi sitem ve yorgunluk doluydu. "Neler yaşadım ben burada, neler..."
Mahir, annesinin bacaklarını ovalarken yutkundu. "Ne oldu anne? İşlerim vardı, matbaaya uğradım. Bilseydim Rana’yı bırakır bırakmaz, hemen gelirdim. Ne oldu?"
Necla Hanım’ın gözlerinde yeniden o öfke ateşi yandı.
"O adam geldi Mahir. Adnan... Karısını da almış, sanki hiçbir şey olmamış, kocamı toprağa onlar koymamış gibi kapıma dayanmış. Helallik istiyorlarmış. Kimi kimden istiyorlar? Toprağın altındakinden mi, yoksa diri diri mezara gömdükleri benden mi? Onları gördüğüm an nefesim kesildi, yüreğim sıkıştı, bayıldım."
Mahir’in eli havada asılı kaldı.
"Bu evden uzak duracaklar Mahir," diye tısladı Necla Hanım. "Onların gölgesi bile bu sokağa düşmeyecek! O ailenin adını bu evde duymayacağım!"
Mahir, başını öne eğdi. Annesinin yüzüne bakamıyordu. İçinde fırtınalar koparken, sessizce yutkundu.
"Onların gölgesi bile düşmeyecek diyorsun anne," diye fısıldadı iç sesi, canı yanarak. "Ama o ailenin kızı, benim güneşim oldu. İnsan, kendi güneşinden nasıl kaçar? Nasıl olacak bizim akıbetimiz?"
Dalgaların Öğrettiği
Ertesi sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, sahil kenarındaki bankta iki genç kadın oturuyordu. Deniz griydi; hırçın dalgalar kayalara çarpıyor, tıpkı Efsun’un içindeki karmaşa gibi durulmak bilmiyordu. Zeynep, rüzgârdan üşüyen arkadaşının omzuna kolunu dolamıştı.
"Her şeyi öğrendiler Zeynep," dedi Efsun, gözlerini ufuk çizgisinden ayırmadan. "Babamın hiçbir şey söylemeden, omuzları çökmüş bir halde odasına çekilmesi... Annemin korkusu, Necla Teyze'nin nefreti... Nasıl olacak Zeynep? Gerçekten bilmiyorum. Bir çıkış yolu göremiyorum."
Zeynep derin bir nefes aldı. Deniz havasını ciğerlerine doldurdu ve Efsun’a döndü.
"Efsun," dedi kararlı ve güçlü bir sesle. "Sevgiyle, ilmek ilmek örülen bir duvarı yıkmak öyle kolay değildir. Onlar geçmişin penceresinden, acılardan ve suçluluktan bakıyorlar. Siz ise geleceğin kapısındasınız. Babanın vicdan azabı, aslında senin Mahir’le olmana bir kapı açabilir; onun borcunu sen sevginle ödeyeceksin belki de. Vazgeçme."
Zeynep, Efsun’un omuzlarını tuttu ve gözlerinin içine baktı:
"Fırtınanın dinmesini beklersen boğulursun Efsun; eğer Mahir senin limanınsa, o dalgaların içinde yüzmeyi öğreneceksin."
Çöl Çiçeğinin Sabrı
Gece çöktüğünde Mahir odasındaki yatağına oturmuş, telefonun ucundaki Efsun’un nefesini dinliyordu. İkisi de yorgun ama birbirlerinin sesine muhtaçtı.
"Efsun," dedi Mahir yumuşakça. "Merak ettim, babanlarla ne konuştun eve girince? Ne oldu anlatsana."
Efsun burnunu çekti. "Seninle tesadüfen tanıştığımı anlattım. Babam hiçbir şey konuşmadan odasına çekildi, yüzüme bile bakamadı utancından. Annem ise Necla Teyze'nin babamlara olan tavrından, o öfkeden dolayı bunun çok ama çok zor olacağını söyledi. İmkânsız diyorlar Mahir."
Mahir gülümsedi. Odanın karanlığında, Efsun’a görünmeyen o umutlu tebessüm, sesine yansıdı.
"Bak, sana ne anlatacağım Efsun. Dinle beni. Eskiden, çölde yetişen bir çiçek varmış. Yıllarca yağmur yağmaz, toprak susuzluktan yarık yarık olurmuş. Oradan geçen herkes, 'Burada hayat bitti, artık yeşermez' dermiş. Ama o çiçek, yerin yedi kat dibine kök salar, sabırla beklermiş. Bir gün... Sadece incecik bir çiy damlası düşse bile, o kayaların, o kurumuş toprağın arasından filizlenir, dünyayı kokusuyla sararmış."
Mahir derin bir nefes aldı, Efsun’un telefonun ucundaki sessiz ağlayışını hissediyordu.
"Bizim sevgimiz o çöl çiçeği gibi Efsun. Annemin kalbi bugün taş kesilmiş olabilir, acıdan katılaşmış olabilir. Ama o taşın altında hala bir anne yüreği var, biliyorum. Sabredeceğiz. Biz birbirimizden vazgeçmedikçe, ellerimizi bırakmadıkça, kader bizi mutlaka bir yerde buluşturacak. Ümidini kesme canım... Güneşin doğması için, gecenin en karanlık anının geçmesi gerekir."
Gözyaşıyla Yıkanan Fotoğraf
Aynı dakikalarda, Adnan Bey’in çalışma odasındaki masa lambası cılız bir ışık yayıyordu. Adnan Bey, yıllardır kapağını açmaya cesaret edemediği o eski deri fotoğraf albümünü açmıştı.
Mehmet ile gençliklerinde çektirdikleri, omuz omuza, gülerek poz verdikleri siyah beyaz bir fotoğrafa bakıyordu. Titreyen parmaklarıyla Mehmet’in yüzünde gezindi.
Gözünden süzülen ağır bir damla yaş, tam fotoğrafın üzerine, Mehmet’in gülümsemesinin ortasına düştü.
"Evlatlarımızın birbirini sevmesi..." diye fısıldadı karanlık odaya, boğazı düğümlenerek. "Senin bana affın mı Mehmet, yoksa kefaretini ödeyemediğim yeni bir imtihanım mı?"
Yarına Ertelenen Umut
Telefonun ucunda Efsun, Mahir’in o şiirsel, güven veren sözlerine rağmen içindeki titremeyi durduramıyordu.
"Ne bileyim Mahir," dedi çaresizce. "Ben çok korkuyorum... Her şey üzerimize yıkılacak gibi."
"Yıkılmayacak," dedi Mahir kesin bir dille. "Yarın sen okuldan döndükten sonra buluşalım mı? Gözlerimin içine bakarak anlat korkularını. Hem konuşuruz, sana da iyi gelir, bana da."
Efsun başını yastığa koyarken gülümsedi. "Olur... Buluşalım."
Telefonu kapattıktan sonra Efsun, karanlık tavana uzun uzun baktı. Zihninde, gündüz dalgaların gri öfkesi, gece ise Mahir’in anlattığı o sabırlı çöl çiçeği vardı. Gözlerini kapatırken, dudaklarından o asırlık soru döküldü:
"Aşkın gücü, geçmişin gölgelerini silecek kadar büyük mü gerçekten?"
Hızlı Bağlantılar
Herhangi bir sorunuz için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
© 2026 Çizgi Dizim. Tüm hakları saklıdır.