EFSUN İLE MAHİR 22.BÖLÜM
Yakup Efendi, dükkânın loş ışığında, yüzündeki derin çizgilerin arasına saklanmış bir şefkatle Mahir’e bakıyordu.
EFSUN İLE MAHİR
Mahir Karasu


Emanetçinin Sırrı ve Yeni Bir Yol Ayrımı
Yakup Efendi, dükkânın loş ışığında, yüzündeki derin çizgilerin arasına saklanmış bir şefkatle Mahir’e bakıyordu. Dışarıdaki yağmur dinmiş, yerini toprak ve eski kâğıt kokusuna bırakmıştı.
"Hoş geldin evladım," dedi Yakup Efendi, tezgâhın arkasından çıkarak. Bastonuna yaslandı, eliyle dükkânın arka tarafındaki ahşap kapıyı işaret etti. "Burada ayakaltında konuşulmaz. Diğer odama geçelim. Seninle güzel bir konuşalım, vaktidir."
Arka oda, zamanın durduğu bir mabet gibiydi. Tavana kadar yükselen raflarda, deri ciltli, altın varaklı, el yazması kitaplar diziliydi. Ortada maun bir masa, üzerinde yarım kalmış bir çay bardağı ve büyüteç duruyordu.
Yakup Efendi, ağır hareketlerle masanın başındaki koltuğuna oturdu. Mahir ise karşısındaki misafir sandalyesine ilişti. Kendini bir öğrenci, Yakup Efendi’yi ise hayatın sırlarını verecek bir hoca gibi hissediyordu.
"Mahir evladım," diye başladı Yakup Efendi, gözlerini uzak bir noktaya dikerek. "Babanla tanışıklığımı kısa bir şekilde anlatmam gerekirse... Ben babanla yıllar evvel, Beyazıt’ta bir kitap müzayedesinde tanıştım. Gençti, heyecanlıydı. Gözüne kestirdiği nadir bir Osmanlıca divan vardı. Almak istediği kitabı maddi gücü yetmediği için alamadığını, omuzlarını düşürdüğünü gördüğümde dayanamadım. Onun yerine ben aldım ve çıkışta ona hediye ettim. Dostluğumuz o gün, o kitabın kapağını açtığımız gün başladı."
Mahir nefesini tutmuş dinliyordu.
"Bu dükkânı..." dedi Yakup Efendi, etrafı göstererek. "Biz babanla, sokak sokak, ev ev gezerek; bazen bir hurdacıdan, bazen eski bir İstanbul hanımefendisinden kitap toplayarak kurduk. Başta ikimiz birlikte çalıştık, omuz omuza. Sonradan dükkânları ayırdık. Bir sıkıntıdan, kavgadan dolayı değil ha... Öyle yapmamız gerektiği için, nasip öyle olduğu için ayırdık."
Sessizliğin Çığlığı
Şehrin diğer ucunda, Efsun odasında volta atıyordu. Telefonu kulağına yapıştırmıştı. Çalan her düt sesi, kalbine batan bir iğne gibiydi.
"Mahir..." dedi kendi kendine, sesi titreyerek. "Niye açmıyorsun ki? Gel de çıldırma... O gün öylece gittin, şimdi bu sessizlik neyin nesi?"
Telefonu kapattı, yatağa fırlattı. Ama dayanamadı, tekrar aldı. Parmakları hızla klavyede gezindi. Gururunu bir kenara bıraktı, çünkü kaybetme korkusu gururdan daha ağırdı.
"Mahir, neden açmıyorsun? Gerçekten artık korkmaya başladım. Bir de... Zamanı değil belki ama ben seni çok özledim."
Gönder tuşuna bastı ve beklemeye başladı.
Karanlık Günlerin Mirası
Kitapların arasındaki o arka odada sohbet derinleşmişti.
"Sonra ne oldu peki amca?" diye sordu Mahir. "O ayrılıktan sonra?"
Yakup Efendi derin bir iç çekti. "Olayları biliyorsun, Adnan kaçırıldıktan sonra babanın psikolojisi bozulmuştu. Dükkâna uğramaz olmuştu, gölgesinden korkar hale gelmişti dostum. Sonra Adnan köyden kaçmayı başarınca dükkâna gelmeye başladı. Tabii keşke gelmeseydi dükkâna diyorum bazen... Ama ne yapsın, ekmek teknesi sonuçta, kaçacak yeri yoktu."
Gözlerini Mahir’e dikti. "Babanın içine doğmuş olmalı evlat. O son günlerde bana geldi, elini omzuma koydu ve aynen şunu dedi: 'Yakup... Bir gün benim başıma bir hal gelirse, bu dükkânı başkalarına, kurda kuşa bırakmayın. Ya sen ya da Adnan bu dükkâna sahip çıkın, oğlum Mahir büyüyene kadar emanetçisi olun.'"
Mahir yutkundu. "Babam öldürüldükten sonra ne oldu peki amca?"
"Adnan zavallım..." dedi Yakup Efendi hüzünle. "Gençlik aklıyla, bir de vicdan azabıyla, tabii haklı olarak korktu... Belli bir süre buralarda görünmedi, kayıplara karıştı. Mahir evladım, benim hiç çocuğum olmadı. Küçüktün bilmezsin, eşimi henüz 3 yıl evliyken trafik kazasında kaybettim. Bir daha evlenmedim. Durum böyle olunca, babanın vefatından sonra Adnan’ın o belalı kayınbiraderi gelmişti dükkâna, çökmüştü. 'Burası eniştemin, benim hakkım' diye..."
Mahir’in yumrukları sıkıldı.
"Tabii ki dükkân kâğıt üzerinde Adnan’ın ama ortalıkta yok. Aradım, taradım, buldum Adnan'ı bir delikte saklanırken. Bana devretti dükkânı noter kanalıyla. Zor da olsa, kanun yoluyla, biraz da bizim çarşı esnafının gücüyle defettik o adamları... Nasıl bir daha buraya gelemediklerini, onları nasıl püskürttüğümüzü daha sonra anlatırım, uzun hikâye..."
Anne Yüreği ve Veda Hazırlığı
Mahirlerin mutfağında hüzünlü bir telaş vardı. Rana ve Necla Hanım yemek hazırlıyorlardı ama Rana’nın gözleri dolu doluydu.
"Yaaa annecim," dedi Rana, elindeki bıçağı bırakıp annesine sarılarak. "Ben seni nasıl bu halde bırakıp gidebilirim? Aklım sende kalacak."
Necla Hanım, kızının saçlarını okşadı. "Tabii ki de benim kızım gidecek. Burada oturup bana mı bakacaksın? Son sınavlarını da verip gelecek benim doktor kızım... Diplomanı getireceksin bana, en büyük ilacım o."
Rana burnunu çekti. "Abim nerede kaldı? Yemeğe yetişseydi bari... Vedalaşmadan gitmek istemiyorum."
Mardin Sürgünü ve Emanetin Teslimi
Kitapçıda son düğümler çözülüyordu.
"Peki amca," dedi Mahir, aklındaki en büyük soruyu sorarak. "Babam vefat ettikten sonra annem neden dükkânı istemedi? Neden size bıraktı?"
Yakup Efendi gülümsedi. "Oğlum, babanın vefatından bir süre sonra annen buralarda duramadı... Hatıralar ağır geldi, tehditlerden korktu. Sanırım bir 8 sene annenin memleketi Mardin’de yaşadınız, dayıların yanında. Sonra tekrardan buraya geldiniz."
Mahir başını salladı, o yılları hayal meyal hatırlıyordu.
"Sonra annenle iletişime geçtim," dedi Yakup Efendi. "Durumu anlattım. Dükkânı istediği zaman devredebileceğimi, bunun Mehmet’in emaneti olduğunu söyledim. Ama kabul etmedi. 'Mahir üniversiteye gitsin, bitirsin, askerliğini yapsın, gelsin. Gerçekleri, hayatı öğrensin, ondan sonra yapalım. Şimdi ona yük olur, kaldıramaz' dedi."
Mahir’in gözleri doldu. Annesinin koruyucu kanatlarını şimdi daha iyi anlıyordu.
"Annem doğrusunu yapmış," dedi fısıltıyla.
Yakup Efendi masaya vurdu hafifçe. "Evet Mahir oğlum, durum bundan ibaret. Emanet bugüne kadar bendeydi. Ne zaman istersen devir işlemlerine başlayabiliriz. Ben de çok yoruldum zaten, artık dinlenmek, şu kitapları okumak istiyorum sadece."
Mahir uzandı, yaşlı adamın elini tuttu.
"Olur mu öyle Yakup Amca? Sen babamın dostusun, bu dükkânın direğisin. Ben bu işi, bu kitapların dilini çok iyi bilmiyorum. Bana öğretmeyecek misiniz? Bırakıp gitmek var mı?"
Yakup Efendi’nin gözleri parladı. "Memnuniyetle evladım," dedi. "Memnuniyetle."
Havalimanı Yolunda Kesişen Yollar
Mahir dükkândan çıktığında akşam inmek üzereydi. Esnaf sokağında yürürken telefonunu çıkardı. Ekrandaki cevapsız aramaları ve mesajı görünce kalbi tekledi.
"Eyvah," dedi. "Rana'yı havalimanına götürecektim... Efsun da aramış, mesaj atmış... 'Özledim' demiş."
O "özledim" kelimesi, içindeki bütün buzları eritti. Hemen mesaj yazdı:
"Efsun özür dilerim, mesajı şimdi gördüm, telefonum sessizdeydi. Rana bugün okula geri dönecek, son sınavları için. Havalimanına götüreceğim. Sen de bizimle gelir misin? Hem Rana seni görmeden gitmek istemez, hem de... Seni görmeye ihtiyacım var."
Saniyeler içinde cevap geldi: "Tabii ki de olur."
Veda ve Kalanlar
Evin kapısında duygusal bir veda yaşanıyordu. Taksi bekliyordu. Mahir ve Efsun, arabanın yanında durmuş, ana-kızın vedalaşmasını izliyorlardı.
Rana, annesine sıkıca sarıldı. Koksunu içine çekti.
"Annecim ben 2 haftaya gelirim, söz. Kendine çok iyi bak, ilaçlarını aksatma. Seni çok seviyorum."
Necla Hanım, kızını öptü, dualar okudu yüzüne. "Canım kızım... Yolun ve bahtın açık olsun. Allah’a emanet ediyorum seni. Git ve doktor olarak dön."
Yolculuk boyunca arabada hüzünlü bir sessizlik vardı ama Efsun’un varlığı Mahir’e güç veriyordu. Efsun arka koltukta Rana ile oturmuş, elini tutuyordu.
Havalimanına vardıklarında, o steril ve soğuk ışıkların altında durdular. Rana valizini aldı.
"Hadi bakalım," dedi Rana gülümsemeye çalışarak. "Gözünüz arkada kalmasın."
Turnikelerden geçerken arkasına döndü, el salladı. Mahir ve Efsun, yan yana durmuş, o gidene kadar beklediler.
Rana kalabalığa karışıp gözden kaybolduğunda, Mahir derin bir nefes aldı. Yanındaki Efsun’a döndü. Aralarında, günlerdir biriken o konuşulmamış meselelerin ağırlığı vardı. Ama şimdi, geçmişin sırları çözülmüş, Rana gitmiş ve geriye sadece ikisi kalmıştı.
"Efsun," dedi Mahir, gözlerinin içine bakarak. Sesi yumuşak ama kararlıydı. "Konuşalım mı?"
Bu soru, yeni bir başlangıcın anahtarıydı.
Hızlı Bağlantılar
Herhangi bir sorunuz için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
© 2026 Çizgi Dizim. Tüm hakları saklıdır.