EFSUN İLE MAHİR 19.BÖLÜM
Adnan Bey’in salonundaki hava, yoğun bir sis gibi ağırlaşmıştı. Toz zerrecikleri bile donmuş, zamanın akışını reddediyor gibiydi. Mahir, sandalyesinden kalkmış, öfke ve acıdan titreyen sesiyle konuşuyordu. Karşısındaki adam, babasının katili değilse bile, sebebini taşıyan kişiydi.
EFSUN İLE MAHİR
Mahir Karasu


Görünmez Mürekkep ve Vicdanın Kefareti
Adnan Bey’in salonundaki hava, yoğun bir sis gibi ağırlaşmıştı. Toz zerrecikleri bile donmuş, zamanın akışını reddediyor gibiydi. Mahir, sandalyesinden kalkmış, öfke ve acıdan titreyen sesiyle konuşuyordu. Karşısındaki adam, babasının katili değilse bile, sebebini taşıyan kişiydi.
"Korumak mı?" diye bağırdı Mahir. Sesi odanın duvarlarında yankılandı. "Babam sizi koruduğu için öldü Adnan Amca... Ve siz... Siz bu evde, bu kitapların arasında, o sıcaklığın içinde yaşlanmaya devam ettiniz öyle mi? Biz babasız büyürken, siz nefes aldınız!"
Adnan Bey başını ellerinin arasına almış, küçülmüştü. "Mahir, evladım..." dedi boğuk bir sesle. "Her nefesim haramdı bana. Yemin ederim her lokmam zehirdi."
"Bana evladım demeyin lütfen! Sakın!" Mahir elini havaya kaldırdı, sanki o kelimeyi havada yakalayıp ezmek ister gibi. "Yıllarca annemin o sessiz çığlıklarını, o sebepsiz öfkesini dinledim ben. Meğer sebebi sizmişsiniz. Bir kan davası, bir korkaklık... Babamın canı bu kadar ucuz muydu?"
Babalar ve Kızları
Efsun, kapı eşiğinde bembeyaz kesilmişti. Duydukları, bildiği dünyayı yerle bir etmişti. Babasına, o şefkatli, merhametli bildiği adama baktı. Sonra sevdiği adama, Mahir’e... İkisinin arasında kalan uçurumun derinliğini gördü.
"Baba..." dedi Efsun, sesi fısıltıdan farksızdı. "Doğru mu bunlar? Sen... Sen Mahir’in babasının ölümüne mi sebep oldun?"
Adnan Bey başını kaldıramadı. O sessizlik, en büyük itiraftı.
Mahir, Efsun’un bir şey daha söylemesine, babasını savunmasına ya da yıkılmasına fırsat vermedi. Nefesi kesilircesine kapıya yöneldi. Bu evdeki hava onu zehirliyordu.
"Mahir, dur!" diye bağırdı Efsun arkasından.
Ama Mahir durmadı. O evden, o kokudan, o kirli gerçeklikten kaçar gibi kendini dışarı attı. Merdivenleri nasıl indiğini bilmedi.
Yağmur ve Sığınak
Sokağa çıktığında bacakları onu daha fazla taşıyamadı. Apartmanın önündeki duvar dibine çöktü. Dışarıda ince, insanın içine işleyen bir yağmur başlamıştı. Damlalar yüzüne vuruyor, gözyaşlarını gizliyordu. Ciğerlerine dolan hava yetersizdi; sanki göğsünde kocaman bir taş vardı.
Dakikalarca orada kaldı. Sonra ayağa kalktı. Yürüdü. Nereye gittiğini bilmeden, sadece ayaklarının onu götürdüğü yere... Hastaneye.
Kader Ortağı
Hastane koridorunda yürürken ayak sesleri yankılandı. Her adımda öfkesi yerini tuhaf bir sükûnete, derin ve acı bir anlayışa bırakıyordu. Annesinin yattığı odanın kapısına geldiğinde durdu. Elini kapı koluna koydu. Derin bir nefes aldı. İçerideki kadın, artık sadece annesi değil, aynı zamanda bu büyük acının sessiz tanığı, kader ortağıydı.
Odaya girdi. Necla Hanım yatağında oturmuş, camdan dışarıdaki karanlığa, yağan yağmura bakıyordu. Mahir yavaşça yatağın ucuna oturdu. Annesi ona döndü. Mahir’in yüzündeki o kireç gibi ifadeyi, gözlerindeki o yaşlı bakışı görür görmez, bir anne sezgisiyle anladı.
"Mahir?" dedi Necla Hanım endişeyle. "Rengin kireç gibi. Ne oldu oğlum?"
Mahir, annesinin gözlerinin içine baktı. "Her şeyi öğrendim anne."
Necla Hanım’ın yüzündeki ifade dondu. "Neyi?"
"Çantanda bir mektup gördüm ve okudum. Babamın mektubunu... Sonra Adnan Amca'ya gittim. Her şeyi öğrendim. Babamın neden öldüğünü, dükkânı... Hepsini."
Mezara Gömülen Sırlar
Necla Hanım başını öne eğdi. Yıllardır dik duran omuzları düştü. O sırrın ağırlığı kalkmıştı belki ama acısı tazelenmişti.
"Sana söyleyemezdim..." dedi fısıltıyla. "O zehirle büyümeni istemedim. Baban... Baban o adam yüzünden gitti. Bir hiç uğruna, bir başkasının hatası yüzünden yaktı kendini. O adam yaşıyor, benim kocam toprak altında."
Mahir uzanıp annesinin elini tuttu.
"Kızmıyorum anne. Sana kızmıyorum. Seni şimdi anlıyorum. O nefreti neden içinde taşıdığını, hastanede neden o tepkiyi verdiğini anlıyorum. Hakkın varmış."
Bir süre sustular. Sadece yağmurun cama vuran sesi duyuldu.
"Ama anne..." dedi Mahir. "Bir şeyi daha bilmem lazım. O dükkân... Babamın vurulduğu, her şeyin başladığı o sahaf dükkânı... Nerede? Hâlâ duruyor mu?"
Necla Hanım’ın gözleri doldu. "Gitme oraya Mahir. Orası mezar gibidir. Uğursuzdur."
"Gitmem lazım anne. Başladığım şeyi bitirmem, babamın gölgesiyle vedalaşmam lazım. Yerini söyle lütfen."
Necla Hanım, oğlunun kararlılığını gördü.
"Vefa’da..." dedi zorlukla. "Kalender Sokak. Numara 12. Eskiden 'Huzur Sahaf'tı adı. Şimdi ne haldedir bilmem."
Vefa'nın Dar Sokakları
Mahir hastaneden çıkar çıkmaz Vefa’ya gitti. Sokaklar dar, binalar birbirinin üzerine devrilecekmiş gibi yorgun duruyordu. Eski İstanbul’un ruhu, küf, rutubet ve tarih kokusuyla karışmıştı. Adnan Bey’in anlattığı o puslu geçmiş, bu sokaklarda hala yaşıyor, duvarlarda yankılanıyor gibiydi.
Kalender Sokak’ı buldu. 12 numaranın önünde durdu. Dükkân hala oradaydı. Ahşap kepenkleri, vitrini... Ama tabelası değişmişti: "Yakup Efendi - Nadir Eserler".
Huzur Sahaf'ın Yeni Sahibi
Kapıyı itip içeri girdi. Kâğıt kokusu genzini yaktı. İçeride, masasının başında oturan, 70’lerinde, yüzü harita gibi kırışık, kalın gözlüklü bir adam vardı. Yakup Efendi.
"Buyur evlat," dedi Yakup Efendi, başını kaldırmadan. "Aradığın özel bir nüsha mı var?"
"Ben..." dedi Mahir, sesi titreyerek. "Ben bir hatırayı aramaya geldim. Burası eskiden babamındı. Mehmet. Sahaf Mehmet."
Yakup Efendi’nin elindeki kitap masaya düştü. Gözlüğünü düzeltti, Mahir’e dikkatle, sanki bir hortlağı görmüş gibi baktı.
"Mehmet’in..." dedi hayretle. "Sen Mehmet’in oğlu musun? Gözlerin... Aynı o. Bakışların aynı Mehmet."
"Evet," dedi Mahir.
Yakup Efendi ayağa kalktı, bastonuna dayanarak Mahir’e yaklaştı.
"Yıllardır bu anı beklermişim gibi hissediyorum. Baban... Bu çarşının en mert adamıydı. Ama en safıydı da. Babanı uzun uzun anlatmak isterim. Ama şimdi değil..."
"Peki Adnan Bey’i tanıyor muydunuz?" diye sordu Mahir, sabırsızca.
Yakup Efendi’nin yüzü gölgelendi. "Adnan... Mehmet’in gölgesi. Mehmet onu kardeşinden öte tutardı. Olayları biliyorsun demek?"
"Babamın onun yüzünden öldüğünü biliyorum."
"Doğru," dedi Yakup Efendi. "Ama eksik."
Gizli Kahraman
"Ne demek eksik?"
"Baban öldükten sonra Adnan da öldü evlat," dedi Yakup Efendi. "Bedeni yaşıyordu ama ruhu o mezara girdi Mehmet’le birlikte. Buraya gelirdi. Her gece. Dükkânın kepenklerine kapanıp sabaha kadar ağlardı. 'Benim canımı alsalardı, Mehmet yaşasaydı' diye inlerdi. Delirdi sandık bir ara. Kendini eve kapattı aylarca."
Mahir’in sesi sertleşti. "Ağlamak babamı geri getirmiyor Yakup Amca. Biz sefalet çekerken, annem evlere temizliğe giderken o yaşamaya devam etti."
Yakup Efendi başını iki yana salladı. Masasına döndü, kilitli bir çekmeceyi açtı. İçinden eski, yıpranmış, deri kaplı bir defter çıkardı.
"Sefalet mi?" dedi. "Annen gururlu kadındır. Necla Hanım, Adnan’ın adını bile duymak istemedi, kapıdan kovdu, yardımını reddetti. Ama Adnan vazgeçmedi."
"Ne demek vazgeçmedi?"
"Senin üniversite masrafların..." dedi Yakup Efendi, defterin sayfalarını çevirerek. "O kazandığın 'İsimsiz Hayırseverler Derneği' bursu..."
Mahir donakaldı. Beyninde şimşekler çaktı. O burs... Okul hayatını kurtaran, ona tasarımcı olma yolunu açan o burs...
"O burs..." dedi kekeleyerek. "Ben onu sınavla kazandım. Başarılı olduğum için..."
"Öyle bir dernek yok evlat," dedi Yakup Efendi acı bir gülümsemeyle. "O dernek Adnan’dı. Bütün malını mülkünü sattı, elinde ne varsa, babandan kalan arsalar dahil, o fona yatırdı. Sadece senin okuman için. 'Mehmet’in emaneti okuyacak, büyük adam olacak, yoksa ben Allah’ın huzuruna nasıl çıkarım?' dedi. Annen parayı ondan gelse almazdı, biliyordu. O yüzden bu oyunu kurdu."
Mahir’in dünyası altüst olmuştu. Dizleri titredi, masaya tutundu.
"Kendi kendine... Beni o mu okuttu? Yediğim ekmek... Giydiğim palto... Onun parası mıydı?"
"Uzaktan sevdi seni," dedi Yakup Efendi. "Mezuniyet törenine geldi biliyor musun? En arka sırada, ağacın dibinde durdu. Seni cübbeyle görünce, sanki Mehmet’i görmüş gibi hıçkıra hıçkıra ağladı. O adam bir katil değil evlat. O adam, yaşayan bir ölü. Vicdan azabından daha ağır bir ceza var mıdır bu dünyada?"
Kime Kızacağım?
Mahir, dükkândan çıktığında yağmur şiddetini artırmıştı. Gök gürlüyor, şimşekler Vefa’nın karanlık sokaklarını aydınlatıyordu.
Islanmasına aldırmadan yürüdü. Kafası allak bullaktı. Nefreti, minneti, öfkesi ve şaşkınlığı birbirine karışmıştı.
"Annem haklı," dedi içinden. "Babam bir kurban. Adnan Amca yüzünden öldü."
"Ama Adnan Amca da haklı... Sonuçta babamı o öldürmedi. O sadece kaçtı. Ve kaçtığı için duyduğu pişmanlıkla hayatını bana adadı. Beni okuttu, beni ben yaptı."
Gökyüzüne baktı, yağmur damlaları yüzünü yıkıyordu.
"Böyle olacağını bilse, eminim babama canını feda ederdi. Affffff Ya Rab!" diye bağırdı sokağın ortasında. "Kime kızacağımı, kime öfkeleneceğimi bilemiyorum. Yardım et Allah’ım... Yardım et bana, bu yükü nasıl taşıyacağım?"
Hızlı Bağlantılar
Herhangi bir sorunuz için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
© 2026 Çizgi Dizim. Tüm hakları saklıdır.