EFSUN İLE MAHİR 16.BÖLÜM
Zaman, ameliyathane kapısında bekleyenler için donmuş bir nehir gibiydi; akmıyor, ilerlemiyor, sadece ağırlaşıyordu. Doktor Yusuf, kapıdan çıktığında yüzünde maskenin bıraktığı derin izler ve alnında parlayan ter damlacıkları vardı.
EFSUN İLE MAHİR
Mahir Karasu


Neşterin Ucundaki Hayat ve Geçmişin Kapıyı Çalışı
Zaman, ameliyathane kapısında bekleyenler için donmuş bir nehir gibiydi; akmıyor, ilerlemiyor, sadece ağırlaşıyordu. Doktor Yusuf, kapıdan çıktığında yüzünde maskenin bıraktığı derin izler ve alnında parlayan ter damlacıkları vardı. Gözleri, saatlerdir süren bir savaşın yorgunluğunu taşıyordu.
Mahir, duvardan ayrıldı. Nefesini tuttu. Doktorun dudaklarının arasından çıkacak o ilk kelimeye kilitlendi. O an, Yusuf Bey’in zihninde ise 4 saat öncesinin o kritik anları yeniden canlandı.
4 Saat Önce / Ameliyathane - Steril Sessizlik
Yeşil önlüklerin ve parlak ışıkların altında, Necla Hanım’ın bedeni, yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide yatıyordu. Monitörlerin ritmik "bip" sesleri, odadaki tek müzikti.
Kardiyolog Yusuf, elindeki neşteri dikkatle tutarken gözlerini mikroskoptan ayırmıyordu.
"Basınç düşüyor..." dedi Yusuf, sesi sakindi ama o sakinliğin altında çelik gibi bir dikkat vardı. "Dikkat."
Hemşire monitöre baktı, sesi mekanikti: "Sistolik seksene indi hocam."
"Tamam, bekliyorduk," dedi Yusuf. "Klempi biraz gevşetiyorum."
Yanındaki asistan doktorun gözleri monitöre kaydı. "Ritim düzensizleşti hocam."
"Görüyorum," dedi Yusuf. Derin bir nefes aldı. "Hazır mıyız?"
"Hazırız."
"Şimdi..." Yusuf, elindeki ince aletle damarın en hassas noktasına dokundu. "Bak... Burada. Asıl sorun sandığımız yer değilmiş."
Asistan eğildi. "Kapak mı?"
"Evet," dedi Yusuf. "Yıpranma beklediğimizden fazla. Yılların yorgunluğu bu... Ama hâlâ şansı var."
Anestezi uzmanının sesi duyuldu: "Basınç toparlıyor hocam."
Yusuf’un maskesinin altında belli belirsiz bir tebessüm oluştu. "Güzel. Kalp vazgeçmemiş demek. İnatçı bir kalbi var."
Sonra Necla Hanım’ın açık göğsüne doğru eğildi ve fısıldadı:
"Dayan... Biraz daha dayan Necla Hanım. Sizi bu masada bırakmayacağız."
Şimdiki Zaman / Bekleyişin Sonu
Doktor Yusuf, maskesini çenesine indirdi ve derin bir nefes vererek gülümsedi. O gülümseme, koridordaki dört kişinin üzerine doğan bir güneş gibiydi.
"Gözünüz aydın," dedi Yusuf. "Hastamızın ameliyatı başarılı geçti. Çok zorlu bir süreçti ama başardık."
Mahir’in dizlerinin bağı çözüldü, olduğu yere çökmemek için duvara tutundu. Ellerini yüzüne kapattı.
"Allah’ım şükürler olsun," dedi, sesi titreyerek. "Şükürler olsun!"
Doktor devam etti: "Fakat ameliyat uzun sürdüğü için Necla Hanım'ın kalbi biraz yoruldu. Çok hassas bir bakım ve iyi bir dinlenme süreci gerekecek. Ama en zor kısmı atlattık."
O sırada Rana ve Efsun birbirlerine sarıldılar. Bu sarılışta kelimeler yoktu; sadece "kurtulduk" diyen o derin nefes alışverişler vardı.
"Gözümüz aydın Rana," dedi Efsun, gözyaşlarını silerek.
"Çok şükür abla," dedi Rana hıçkırarak. "Çok şükür."
Bir süre sonra ameliyathane kapıları iki yana açıldı. İki hemşirenin sürdüğü sedyede Necla Hanım göründü. Yüzü solgundu, her yerinden kablolar çıkıyordu ama göğsü inip kalkıyordu; nefes alıyordu.
Mahir yavaşça sedyeye yaklaştı. Annesinin eli yorganın üzerindeydi. Parmak uçlarıyla o ele dokundu, sanki kırılacak bir eşyaya dokunur gibi.
Hemşire nazikçe uyardı: "Hastanızı yoğun bakım odasına çıkartıyoruz Mahir Bey. Daha sonra kısa bir süre görmek için yanına gelebilirsiniz."
Doktor Odasında Sürpriz İtiraf
Yarım saat sonra, Yusuf Bey’in odasında hava çok daha hafifti. Zeynep, Efsun, Mahir ve Rana koltuklara dizilmişlerdi.
Zeynep, abisine hayranlıkla baktı. "Aslan abim benim," dedi gururla. "Bir hayat daha kurtardın. Seninle gurur duyuyorum."
Yusuf Bey mahcup bir şekilde elini salladı. "Ya Zeynep, abartma... Hayır hayır, benlik bir şey yok. Necla Hanım çok ama çok güçlü çıktı. Biz sadece vesile olduk."
Mahir öne eğildi, minnet dolu gözlerle doktora baktı. "Hocam gerçekten çok teşekkür ederim. Annemin hayatını kurtardınız, hakkınızı ödeyemeyiz."
"Mahir Bey," dedi Yusuf ciddiyetle. "Çok zorlu bir ameliyattı, yalan yok. Özellikle sağ koroner damar beklediğimden daha problemliydi. O yüzden ameliyat çok uzun sürdü. Ama çok şükür ki anneniz sizinle kalmayı tercih etti."
O sırada Rana, beklenmedik bir soru sordu: "Peki Hocam, annemin kalp ritmi sinüs mü devam ediyor şu an? Yoksa blok riski var mı?"
Odadaki herkes şaşkınlıkla Rana’ya döndü. Doktor Yusuf kaşlarını kaldırdı.
"Evet," dedi etkilenmiş bir sesle. "Atrial birkaç düzensizlik oldu ama kalp çabuk toparladı, şu an sinüs ritminde. Peki siz... Siz bu terimleri nereden biliyorsunuz küçük hanım?"
Efsun gülümsedi, Rana’nın omzuna elini koydu. "Yusuf abi, bizim Rana tıp fakültesi okuyor. Bu sene son senesi, intern doktor yani."
Doktor Yusuf’un yüzü aydınlandı. "AAA öyle mi? Çok memnun oldum! Desenize meslektaş olacağız sizinle. Çok sevindim."
Rana utangaç bir gülümsemeyle başını eğdi. "Çok teşekkür ederim Hocam. İnşallah sizin gibi alanımda başarılı, hastasına değer veren bir doktor olurum."
Kantin Köşesi ve Açılmayan Mektup
Hastane kantininde, olayın şoku atlatılmış, yerini tatlı bir yorgunluğa bırakmıştı. Mahir ve Rana bir köşede oturuyorlardı. Mahir’in elinde, annesinin çantasından çıkan o sararmış zarf vardı. Parmakları zarfın kenarında geziniyordu.
Rana, abisinin elindekine dikkatle baktı. "Abi," dedi merakla. "O elindeki ne?"
Mahir zarfa baktı. "Rana... Bunu annemin çantasının astarında buldum. Üzerinde 'Oğluma' yazıyor. Ama bir türlü okuma fırsatı bulamadım telaştan."
Rana’nın gözleri büyüdü. "Açsana abi! Çok merak ettim, belki önemli bir şeydir."
Mahir bir an tereddüt etti. Zarfı ışığa tuttu. Sonra başını iki yana salladı ve zarfı ceketinin iç cebine geri koydu.
"Hayır kardeşim," dedi kararlılıkla. "Şimdi değil. Annem bir gözünü açsın, iyileşsin, o zaman beraber okuruz. O hayattayken veda mektubu okur gibi okumak istemiyorum bunu."
Geçmişin Ayak Sesleri
Şehrin diğer ucunda, Efsun’ların evinde garip bir sessizlik hâkimdi. Adnan Bey ve eşi Fazilet Hanım oturma odasında yan yana oturmuş çay içiyorlardı ama televizyon kapalıydı.
Adnan Bey, elindeki bardağı tabağına bıraktı. Yüzünde derin bir düşünce vardı.
"Hanım," dedi yavaşça. "Duydun mu? Necla Hanım... Mehmet'in hanımı... Kalp ameliyatı olmuş. Çok da riskli bir ameliyat geçirmiş."
Fazilet Hanım elindeki örgüyü bıraktı. "Ne diyorsun bey?" dedi şaşkınlıkla. "Durumu nasılmış peki? Kurtulmuş mu?"
"Çok şükür," dedi Adnan Bey. "Başarılı geçmiş diyorlar."
Fazilet Hanım bir süre halının desenlerine daldı, sonra başını kaldırdı. "Bey..." dedi. "Bizim onu ziyarete gitmemiz gerekiyor. Ne olursa olsun, eski hukukumuz var."
Adnan Bey sıkıntıyla nefes verdi. "Gitmesine gidelim hanım da... Biliyorsun durumları. Geçmişte yaşananları... Bizi kabul eder mi? O kapıdan kovarsa ne yaparız?"
Fazilet Hanım ayağa kalktı. Kararlıydı.
"Olsun," dedi. "Biz yine de rahmetli Mehmet Bey’in hatırına gidelim. İnsanlık bizde kalsın. Kızarsa da kızsın, kovarsa da kovsun. Hasta yatağında kin güdülmez."
Adnan Bey de yavaşça ayağa kalktı. Ceketini düzeltti.
"Haklısın," dedi. "Hadi hazırlanalım."
Bir saat sonra, hastane koridorunda iki gölge ilerliyordu. Adnan Bey ve Fazilet Hanım, geçmişin tüm ağırlığını omuzlarında taşıyarak, kaderin onları çocukları üzerinden birleştirdiği o odaya doğru yürüyorlardı. Efsun ve Mahir’in hikâyesinin, aslında çok daha eski bir hikâyenin devamı olduğundan habersiz...
Hızlı Bağlantılar
Herhangi bir sorunuz için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
© 2026 Çizgi Dizim. Tüm hakları saklıdır.