EFSUN İLE MAHİR 15.BÖLÜM

Mahir, hastane koridorunun loş köşesinde, elindeki sararmış zarfa bakakaldı. Üzerindeki "Oğluma" yazısı, annesinin titrek el yazısıyla, geçmişten gelen bir fısıltı gibiydi.

EFSUN İLE MAHİR

Mahir Karasu

Umut Işığı ve Ameliyathane Kapısındaki Dualar

Mahir, hastane koridorunun loş köşesinde, elindeki sararmış zarfa bakakaldı. Üzerindeki "Oğluma" yazısı, annesinin titrek el yazısıyla, geçmişten gelen bir fısıltı gibiydi. İçinde ne vardı? Bir veda mı? Bir sır mı? Yoksa sadece bir anne nasihati mi?

Tam zarfı açmaya yeltenecekken, koridorun ucundan gelen ayak sesleriyle irkildi. Gelen Efsun’du. Mahir, sanki suçüstü yakalanmış gibi zarfı alelacele ceketinin iç cebine sokuşturdu. Bu sır, şimdilik kalbinin üzerinde, annesinin kaderiyle birlikte bekleyecekti.

"Mahir!"

Efsun’un sesi, koridorun soğuk sessizliğini böldü. Mahir’in yüzündeki kireç gibi beyazlığı ve gözlerindeki o panik halini hemen fark etmişti.

"Mahir iyi misin?" dedi Efsun, ona yaklaşarak. Elini uzattı ama dokunmaya çekindi. "Biraz tedirgin görüyorum seni... Bir sıkıntı mı var? Doktor ne dedi? Yardımcı olmak isterim, ne olursa olsun."

Mahir, sırtını duvara yasladı. Omuzlarındaki yük artık taşıyamayacağı kadar ağırdı. Gururunu bir kenara bıraktı.

"Efsun..." dedi, sesi çatallaşarak. "Annemin ameliyatı çok riskliymiş. Ve... Ve hastane, ameliyat öncesi hemen ödemem gereken yüklü bir miktar istedi. 50 bin lira... Şu an cebimde değil, aklımda bile olmayan bir rakam. Ne yapacağımı bilmiyorum."

Efsun, duydukları karşısında kısa bir an duraksadı ama hemen toparlandı. Çözüm odaklı zihni devreye girdi.

"Ben de bu konu hakkında seninle konuşacaktım Mahir," dedi kararlılıkla. "Diyorum ki, acaba ameliyat öncesi başka bir doktora daha mı göstersek tahlil sonuçlarını? Belki başka bir yol vardır, belki bu hastane ticari bakıyordur?"

Mahir başını iki yana salladı, umutsuzdu. "Bilmiyorum ki Efsun... Vakit kaybedersek durumu daha kötüye gitmesin annemin? Bir oraya bir buraya sürükleyemem kadını."

Beklenmedik Kurtarıcı

Tam o sırada, hastane giriş kapısından nefes nefese giren Zeynep göründü. Yüzünde, arkadaşları için duyduğu derin üzüntü vardı.

"Merhaba," dedi Zeynep, onlara yaklaşırken. Sesi fısıltı halindeydi. "Geçmiş olsun Mahir. Çok üzüldüm, duyar duymaz geldim. Teyzemiz nasıl?"

Mahir, Zeynep’in varlığıyla biraz olsun güç buldu. "Teşekkür ederim Zeynep," dedi. "Annem... İyi olacak inşallah. Kalbinde ciddi bir sıkıntı var, acil ameliyat gerektiğini söylediler ama çok riskliymiş. Bir de..." Sustu, para konusunu tekrar açmak ağır gelmişti.

Efsun hemen araya girdi. "Hoş geldin arkadaşım. Ben de Mahir’e diyorum ki, başka bir doktora daha gösterelim sonuçları. İçimiz rahat etsin."

Zeynep’in gözleri bir anda parladı. Eliyle alnına vurdu.

"Eee abime de gösterelim sonuçları Efsun!" dedi heyecanla. "Biliyorsun abim kardiyolog... Hem de alanında çok iyidir. Ben nasıl akıl edemedim bunu gelirken!"

Efsun şaşkınlıkla Zeynep’e baktı. "Tabii ya! Kerem abi kardiyologdu değil mi? Ben bunu nasıl düşünemedim..."

Mahir, boğulmak üzereyken kendisine uzatılan can simidine bakar gibi baktı Zeynep’e.

"Çok güzel bir fikir," dedi, sesinde ilk defa bir umut kırıntısı belirdi. "Zeynep, senden ricam... Hemen abinle görüşebilir miyiz? Gecenin bu saatinde rahatsız olur mu?"

Zeynep telefonunu çoktan çıkarmıştı bile. "Ne rahatsızlığı Mahir, söz konusu sağlık. Bekle."

Koridorun diğer ucuna yürürken telefonu kulağına götürdü.

"Abiii, müsait misin? Kusura bakma bu saatte... Bir arkadaşımızın annesinin kalp rahatsızlığı var. Buradaki doktorlar çok riskli demiş, bir de prosedürler sıkıştırıyor. Sonuçları sana göstersek, bir baksan?"

Karşı taraftan gelen sesi dinledi, yüzü aydınlandı.

"Olur kardeşim," dedi abisi. "Hastaneye geçiyorum şimdi, bekliyorum gelin."

Zeynep telefonu kapattı, zafer işareti yaparak döndü. "Süpersin abi! Hemen geliyoruz."

Güvenin Adresi

Yarım saat sonra, şehrin diğer yakasındaki özel bir hastanenin kardiyoloji bölümündeydiler. Doktor Kerem, masasında oturmuş, Mahir’in getirdiği dosya ve filmleri inceliyordu. Karşısındaki üçlü sandalyede Mahir, Efsun ve Zeynep, sanki mahkeme kararını bekleyen sanıklar gibi gergindi.

Kerem Bey, gözlüklerini çıkardı ve sakin, güven veren bir ses tonuyla konuştu.

"Öncelikle geçmiş olsun Mahir Bey. Zeynep durumdan biraz bahsetti." Filmleri gösterdi. "Test sonuçlarına baktığımda, evet, diğer meslektaşlarım haksız değil. Damar yapısı ince ve kapakçıkta ciddi kaçak var. Riskli bir ameliyat olacağı görünüyor."

Mahir’in omuzları düştü ama Kerem Bey devam etti.

"Ama imkânsız değil. Bu konuda birçok başarılı ameliyat gerçekleştirdik. Ekibim ve ben hazırız."

Mahir derin bir nefes aldı ama aklındaki diğer soruyu sormak zorundaydı.

"Hocam," dedi çekinerek. "Peki diğer hastane ameliyat için peşin ve yüklü bir ücret ödemem gerektiğini söyledi. Burada nasıl olacak bu süreç? Hazırlıksız yakalandım."

Kerem Bey gülümsedi, elini Mahir’in elinin üzerine koydu.

"Bu durumdan da bahsetti Zeynep. Bizim için öncelik annenizin sağlığı Mahir Bey. Bu konuda içiniz rahat olsun, hastane yönetimiyle konuştum. Elimden gelen her türlü desteği sağlayacağım, prosedürleri sonraya bırakacağız."

Mahir’in gözleri doldu. Boğazındaki o koca yumru çözüldü.

"Çok teşekkür ederim hocam... Allah razı olsun."

Odadan çıktıklarında Mahir ve Efsun birbirlerine baktılar. Konuşmadan anlaştıkları o anlardan biriydi. Gülümsediler; yorgun ama umutlu bir gülümsemeydi bu.

Desteğin Gücü ve Kısa Bir Veda

Koridorda yürürlerken Efsun durdu. Telefonuna baktı.

"Mahir," dedi. "Annemler çok merak etmişlerdir, sabahtan beri haber veremedim. Eve gitmem gerekiyor, durumu onlara da açıklayıp hemen yanına geleceğim. Aklım burada kalacak."

Mahir, Efsun’un ellerini tuttu.

"Efsun... Desteğin için çok teşekkür ederim. Bu süreçte, en zor anımda yanımda olduğun, beni bırakmadığın için minnettarım. İyi ki varsın... Hep de ol."

Efsun’un yanakları kızardı. "Sen de iyi ki varsın. Hemen döneceğim."

Efsun ve Zeynep, koridordan uzaklaşırken Mahir arkalarından baktı. Artık yalnız hissetmiyordu.

Ameliyathane Kapısı ve Uzayan Saatler

Mahir, annesinin transfer işlemlerini halletmiş, onu Kerem Bey’in hastanesine getirmişti. Rana ile birlikte bekleme salonundaki koltuklarda yan yana oturuyorlardı. Rana, abisinin omzuna başını koymuş, yorgunluktan sızmıştı.

Mahir düşünceliydi. "Sanırım doğru olanı yaptım," dedi içinden. "Annemi o ticarethaneden kurtardım. Zeynep’in abisinin yanında, emin ellerde..."

Zaman aktı. Efsun söz verdiği gibi geri döndü, Zeynep de yanındaydı.

Şimdi dört kişi; Mahir, Efsun, Rana ve Zeynep, ameliyathane kapısının önünde, o soğuk ve steril bekleyişin içindeydiler. "AMELİYAT" yazılı kırmızı ışık, hepsinin yüzüne vuruyordu.

Mahir duvara sırtını yaslamış, gözleri kapalıydı. Hemen yanında Efsun, sessiz bir nöbetçi gibi duruyordu. Rana, kapının üzerindeki küçük pencereden içeri bakmaya çalışıyor, Zeynep ise onu sakinleştirmek için arkasında duruyordu.

Herkesin dilinde sessiz bir dua vardı.

Mahir: "Allah’ım... Anneme güç ver ve bize bağışla. Babasız büyüdük, annesiz bırakma bizi. O mektubu okumama fırsat ver."

Efsun: "Rabbim... Sen Mahir’i bir de annesiyle imtihan etme. Onun kalbi zaten yorgun, taşıyamaz. Sen ferahlık ver."

Zeynep: "Allah’ım, abimin elini titretme. Alnının akıyla bu ameliyattan başarıyla çıksın. Mahir ve Rana’nın annelerini onlara bağışla, abimi vesile kıl."

Rana: "Allah’ım nolur, nolur, nolur annemi bağışla bize... Söz veriyorum bir daha hiç üzmeyeceğim onu."

Saatler birbirini kovaladı. 1 saat... 3 saat... 5 saat...

Ekranda bir yazı belirdi: 6 SAAT SONRA

Ameliyathanenin kapısı, ağır bir metalik sesle açıldı. İçeriden gelen soğuk hava yüzlerine çarptı.

Doktor Kerem kapıda göründü. Maskesini çenesine indirmişti. Alnında boncuk boncuk terler vardı. Yüzü yorgun, gözleri düşünceliydi.

Mahir, duvardan ayrıldı. Nefesini tuttu. Herkes doktora kilitlenmişti.

Kamera doktorun yüzüne zoom yaptı. O dudakların arasından çıkacak tek bir kelime, dört kişinin kaderini belirleyecekti. Ve o an, sessizlik çığlık kadar yüksekti.