EFSUN İLE MAHİR 13.BÖLÜM

Mahir, bir önceki bölümün o tatlı rehavetiyle, üzerindeki gri eşofmanlarla yatağına uzanmış, tavanı izliyordu. Zihninde hala Efsun’un gülüşü ve edilen duaların ferahlığı vardı. Ancak kapı sertçe açıldığında, o ferahlık yerini buz gibi bir korkuya bıraktı.

EFSUN İLE MAHİR

Mahir Karasu

Siren Sesleri ve Beyaz Koridorlar

Gecenin huzuru, bir çığlıkla cam gibi kırıldı.

Mahir, bir önceki bölümün o tatlı rehavetiyle, üzerindeki gri eşofmanlarla yatağına uzanmış, tavanı izliyordu. Zihninde hala Efsun’un gülüşü ve edilen duaların ferahlığı vardı. Ancak kapı sertçe açıldığında, o ferahlık yerini buz gibi bir korkuya bıraktı.

Rana, kapının eşiğinde duruyordu. Yüzü kireç gibiydi, gözleri korkudan fal taşı gibi açılmıştı. Nefes nefeseydi.

"Abiiii!" dedi, sesi boğazını yırtarak çıkarken. "Annem... Annem fenalaştı!"

Mahir’in yatakta doğrulmasıyla fırlaması bir oldu. Kalbi, göğüs kafesini parçalayacakmış gibi atıyordu.

Zamanla Yarış

Oturma odasına koştuklarında, annesi Zeliha Hanım koltuğa yığılmış kalmıştı. Eli kalbinin üzerindeydi, nefes almakta zorlanıyor, göğsü hırıltıyla inip kalkıyordu. Yüzündeki renk çekilmiş, dudakları morarmaya başlamıştı.

"Anne!" diye haykırdı Rana, dizlerinin üzerine çöküp annesinin elini tutarak. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. "Annecim, bizi bırakma!"

Mahir, panikle telefonuna sarıldı. Parmakları titreyerek 112’yi tuşladı. Operatörün sesi duyulduğunda, Mahir kelimeleri bir araya getirmeye çalıştı.

"Alo! Ambulans! Hemen ambulans gönderin!" Nefes nefese adresi haykırdı: "Marangoz Sokak, Çiçek Apartmanı, No: 18... Annem fenalaştı, kalp krizi sanırım... Lütfen acele edin!"

Telefonu kapattığında, zaman sanki durmuştu. Odanın içindeki tek ses, annesinin zorlanan nefesi ve Rana’nın hıçkırıklarıydı. Mahir, babasını kaybettiği o günü hatırladı. Aynı çaresizlik, aynı soğukluk... "Hayır," dedi içinden. "Bunu tekrar yaşayamam."

Sessizliğin İçindeki Gürültü

Kısa süre sonra sokağı mavi kırmızı ışıklar aydınlattı. Siren sesleri yaklaştıkça Mahir’in içindeki düğüm biraz olsun gevşedi. Sağlık ekipleri içeri girdi, profesyonel bir hızla müdahale ettiler.

Annesi sedyeye konulurken Mahir, onun elini bir an olsun bırakmadı. Ambulansın arka kapıları kapandığında, Mahir ve Rana, o daracık alanda, hayatlarının en değerli varlığının yaşam mücadelesine şahitlik ediyorlardı.

Hastaneye vardıklarında, acil servisin o kaotik gürültüsü onları yuttu. Doktorlar müdahale ederken, Mahir ve Rana bir köşede, birbirlerine sarılmış titriyorlardı.

Uzun süren bir bekleyişten sonra, doktorlar durumu stabil hale getirip anneyi odaya aldılar. Odaya girdiklerinde, Zeliha Hanım yorgun ama bilinci açık bir şekilde yatakta yatıyordu. Serum şişesinden damlayan her damla, odadaki sessizliği bölüyordu.

"Annecim..." dedi Rana, yatağın kenarına ilişip annesinin elini öperken. "Bizi çok korkuttun..."

Mahir, diğer tarafta duruyordu. Gözleri dolu dolu, annesinin yüzüne bakıyordu. "Annecim," dedi fısıltıyla. "Daha iyisin değil mi?"

Zeliha Hanım, güçsüz bir tebessümle çocuklarına baktı. "İyiyim yavrularım... İyiyim, korkmayın. Geçti."

Unutulan Bir Mesaj ve Telaş

Şehrin diğer ucunda, Efsun çalışma masasında ders notlarına gömülmüştü ama aklı satırlarda değildi. Telefonu masanın üzerinde, sessiz ve karanlık duruyordu. Saatlerdir Mahir’den ses çıkmamıştı.

Kalemini masaya bıraktı, ofladı.

"Mahir neden cevap vermiyor..." diye mırıldandı. İçine bir kurt düştü. Önceki günlerin o yoğun ilgisinden sonra bu sessizlik normal değildi. "Acaba dün fazla mı ileri gittik? Pişman mı oldu?" diye düşünürken, kalbi başka bir şey fısıldadı: "Hayır, bir şey oldu."

O sırada hastane koridorunda Mahir, biraz hava almak için dışarı çıkmıştı. Elini cebine attığında telefonunu fark etti. Ekranı açtığında Efsun’un cevapsız mesajlarını ve aramalarını gördü.

"Eyvaahh..." dedi, elini alnına vurarak. "Efsun mesaj atmış... Ben nasıl unuturum ona haber vermeyi?"

Hemen numarayı çevirdi. Telefon çalar çalmaz açıldı.

"Mahir?" Efsun’un sesi endişeliydi.

"Efsun... Özür dilerim, haber vermeyi unuttum. Aklım başımdan gitti," dedi Mahir, sesi yorgun ve titrekti. "Şu an A... Hastanesi'ndeyim. Annem rahatsızlandı, ambulansla hastaneye kaldırdık."

Efsun’un oturduğu yerden kalkması bir oldu. Kitaplar yere düştü.

"Yaaa..." dedi, nefesi kesilerek. "Öyle mi? Çok çok geçmiş olsun Mahir... Durum ne? Ben... Ben hemen geliyorum."

"Zahmet etme diyecektim ama..." Mahir sustu. Ona ihtiyacı vardı. "Gel," diyebildi sadece.

Beklenmedik Tanışma

Yarım saat sonra Efsun, nefes nefese hastane odasının kapısındaydı. Kapıyı yavaşça tıklatıp içeri girdiğinde, içerideki hüzünlü havayı dağıtan taze bir nefes gibiydi.

Mahir ve Rana, yatağın başındaydı. Efsun, elini çekingen bir şekilde kaldırarak selam verdi.

"Merhaba," dedi fısıltıyla. Gözleri yataktaki kadına kaydı. "Çok geçmiş olsun, Allah şifa versin."

Rana, Efsun’u görünce yerinden kalktı ve ona doğru koştu. Bir ablasına sarılır gibi sarıldı boynuna.

"Efsuuun..." dedi ağlamaklı bir sesle. "İyi ki geldin."

Efsun, Rana’nın sırtını sıvazladı, ona güç vermeye çalıştı. "Tabii ki gelecektim canım... Böyle bir günde sizi nasıl yalnız bırakayım?"

Yataktaki Zeliha Hanım, gözlerini kısarak bu manzarayı izliyordu. Oğlu, kızı ve bu yabancı ama tanıdık kız... Mahir’in yüzündeki o rahatlama ifadesini fark etti.

"Hoş geldin kızım," dedi Zeliha Hanım, zayıf bir sesle. "Demek ki o meşhur Efsun sensin... Bizimkilerin dilinden düşmeyen."

Efsun utandı, yanakları kızardı ama saygıyla yatağa yaklaştı. "Hoş buldum efendim. Tekrar çok geçmiş olsun."

Mahir, annesinin yorgunluğunu fark etti. "Annecim sen biraz dinlen... Biz dışarıdayız, hemen kapının önünde. Birazdan geleceğiz."

Zeliha Hanım, oğlunun elini tuttu. Gözlerinde bir korku vardı. "Yok yok oğlum... Benimle kal. Gitme."

Rana hemen araya girdi. Annesinin nabzını tutan o hassas dengeyi biliyordu.

"Abicim," dedi Rana. "Siz gidin isterseniz, hava alın biraz. Efsun abla da geldi, ayakta kaldı. Ben annemle kalırım, merak etme."

Bahçedeki İtiraf ve Doktorun Sessizliği

Hastane bahçesindeki soğuk bankta yan yana oturuyorlardı. Mahir, başını ellerinin arasına almış, yere bakıyordu. Efsun ise elini onun omzuna koymuş, sessizce destek oluyordu.

"Efsun..." dedi Mahir, başını kaldırmadan. Sesi kırık döküktü. "Ya anneme bir şey olursa? Ne yaparız? Babamdan sonra tutunacak tek dalımız o... O giderse, biz Rana ile köksüz bir ağaç gibi devriliriz."

Efsun, Mahir’in elini tuttu ve sıkıca sıktı. Onun gözlerinin içine bakarak konuştu.

"Üzülme Mahir... Kötü düşünme. O çok güçlü bir kadın, gördüm gözlerinde. Şu an onun iyi olması için dua etmekten ve güçlü durmaktan başka elimizde bir şey yok. Sen yıkılırsan, Rana kime yaslanacak?"

Mahir, Efsun’un bu dirayetli duruşundan güç aldı. Derin bir nefes çekti.

O sırada telefon çaldı. Rana arıyordu. "Abi doktor geldi, sizi çağırıyor odaya değil, odasına."

Mahir ve Efsun, hızla koridorları geçip doktorun odasına girdiler. Doktor, masasında oturmuş, elindeki tetkik kâğıtlarını inceliyordu. Yüzünde, okuması zor, ciddi bir ifade vardı. Kendinden emin ama mesafeliydi.

"Buyurun oturun," dedi doktor, başını kaldırmadan.

Mahir ve Efsun yan yana koltuklara ilişti. Mahir’in kalbi yine hızlanmıştı.

"Hasta neyiniz oluyor?" diye sordu doktor.

"Annem," dedi Mahir sabırsızca.

Doktor gözlüklerinin üzerinden baktı. "Daha önce hiç böyle bir durum yaşadı mı? Kalp sıkışması, baygınlık?"

"Hayır," dedi Mahir. "Yani tansiyonu vardı ama böyle... Böyle hiç olmadı. Doktor Bey, annemin nesi var? Kriz mi geçirdi?"

Doktor elindeki kâğıtları masaya bıraktı. Ellerini birleştirdi. Odaya ağır bir sessizlik çöktü.

"Sizi korkutmak istemiyorum ama..." dedi doktor ve duraksadı. Gözlerini Mahir’in gözlerine dikti. "Tetkiklerde beklemediğimiz bir bulguya rastladık. Kalp damarlarında ciddi bir tıkanıklık var, ancak asıl endişe ettiğimiz şey..."

Sustu.

"Iııııııı..."

Mahir ve Efsun, nefeslerini tutmuş, birbirlerine ve doktora dehşet içinde bakarken, o cümle havada asılı kaldı. Gelecek olan haberin, sadece bu geceyi değil, tüm hayatlarını değiştireceği o sessizliğin içinde gizliydi.