EFSUN İLE MAHİR 12.BÖLÜM

Akşamın loşluğu Efsun’un odasına çökmüş, sokak lambasının turuncu ışığı tül perdeden içeri sızıyordu. Efsun, üzerindeki pijamalara rağmen ruhunu hala o göl kenarında, o itirafın yapıldığı masada hissediyordu. Yatağın kenarına oturmuş, elindeki telefonu sıkıca tutuyordu

EFSUN İLE MAHİR

Mahir Karasu

Cesaretin İki Ucu ve Sessiz Dualar

Akşamın loşluğu Efsun’un odasına çökmüş, sokak lambasının turuncu ışığı tül perdeden içeri sızıyordu. Efsun, üzerindeki pijamalara rağmen ruhunu hala o göl kenarında, o itirafın yapıldığı masada hissediyordu. Yatağın kenarına oturmuş, elindeki telefonu sıkıca tutuyordu. Yüzünde, aynaya baksa tanıyamayacağı türden, şaşkın ama huzurlu bir tebessüm asılı kalmıştı.

Telefonun ekranı aydınlandı. Arayan Zeynep’ti. Görüntülü arama isteğini kabul ederken derin bir nefes aldı.

Ekranda Zeynep belirdi. Üzerinde ayıcıklı, şirin pijamaları vardı ama yüz ifadesi hiç de şirin değildi; tam bir sorgu hakimi gibi bakıyordu. Yatağının kenarında volta attığı belliydi.

"Alooo!" diye bağırdı Zeynep, selam sabah faslını geçerek. "Ya sen hâlâ yazmadın! Ne yaptın Mahir ile? Ben burada meraktan saçımı yiyorum kızım! Anlat artık, çatladım!"

Efsun, telefonun ekranına bakıp kıkırdadı. Zeynep’in bu enerjisi, içindeki yoğun duyguları dengelemesine yardım ediyordu.

"Ya Zeynep..." dedi, sesi fısıltıyla karışık bir iç çekişe dönüştü. Gözlerini kaçırdı. "Bugün... Mahir bana 'seni seviyorum' dedi."

Ekranın diğer ucunda zaman durdu. Zeynep’in gözleri kocaman oldu. Bir an dondu, ağzı açık kaldı. Sonra odanın içinde yankılanan bir çığlık attı.

"NEEE?!"

Nefes nefese ekrana yapıştı. "Dur dur dur... Ben şu an bu bilgiyi ayakta karşılayamam, bünyem kaldırmaz. Oturuyorum!" Kendini yatağa bıraktı, bağdaş kurdu. "Efsun, şaka yapmıyorsun değil mi?"

"Ben de aynı haldeydim," dedi Efsun gülerek. "Şaka değil Zeynep. Gerçek."

Zeynep ellerini dizlerine vurdu. "Nasıl dedi? Nerede dedi? Göz teması var mıydı? Sesi titredi mi? Detay istiyorum Efsun, bu bir aşk polisi sorgusudur, her şeyi anlat!"

Efsun yatağına biraz daha yerleşti, o anı tekrar yaşadı.

"Sakin dur... Göl kenarındaydık. Kitap konuşuyorduk aslında. Aşkta cesaret, korkular, o kitabın satırları falan... Sonra bir anda..."

Zeynep araya girdi, tek gözünü kırparak muzipçe gülümsedi. "Kitaptan aşka geçiş... Klasik ama etkili. Mahir Bey dersine iyi çalışmış."

Efsun başını salladı. "'Cesaretle yaşamak istiyorum' dedi. 'Bazı hisler ikinci defa gelmez' dedi. Ve sonra... Beni sevdiğini söyledi."

Zeynep elleriyle yüzünü kapattı, parmaklarının arasından Efsun’a baktı. "Ben şu an sevinçten ağlayacağım galiba! Sonunda be!" Sonra bir anda ciddileşti, o korumacı tavrını takındı. "Peki sen ne yaptın? Kaçmadın dimi Efsun? O meşhur 'panik butonun' devreye girmedi inşallah?"

Efsun’un yüzüne gölge düşmedi, aksine aydınlandı.

"Kaçmadım Zeynep," dedi emin bir sesle. "Korktuğumu söyledim ama... Aynı duyguları yaşadığımı da söyledim."

"HEH!" diye bir alkış patlattı Zeynep. "İşte bu! Cesaret teoride kalmamış, pratiğe geçmiş! Aferin benim arkadaşıma."

Efsun utangaç bir tavırla saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. "Zamana bırakalım dedik. Birbirimizi tanımak için, acele etmemek için..."

Zeynep kaşlarını kaldırdı. "Zamana bırakmak güzel, mantıklı ama..." Sinsice gülümsedi. "Zaman biraz hızlansın diye dua edebilirim, haberin olsun."

"Zeynep ya..." diye güldü Efsun.

Zeynep ekrana yaklaştı, sesi ciddileşti. "Bak Efsun, ben dobra konuşurum biliyorsun. Bu çocuk sana iyi hissettiriyorsa, kalbinin o sıkışıklığı geçtiyse... Korkmak serbest ama geri adım atmak yok. Anlaştık mı?"

Efsun, arkadaşının gözlerinin içine baktı. İçinde ilk defa korkuyla umut el ele tutuşmuştu.

"Anlaştık," dedi yumuşakça.

Telefonu kapattıktan sonra Efsun penceresine baktı. "İlk defa," dedi içinden. "İlk defa korkumla aynı yöne bakıyorum ve kaçmıyorum."

Evin İçindeki Dedektif

Aynı saatlerde Mahir, odasında yatağına uzanmış, ellerini başının altında birleştirmiş tavana bakıyordu. Yüzünde, sabahtan beri silinmeyen o huzurlu ifade vardı. Üzerindeki tişörtle o kadar rahatlamış görünüyordu ki, sanki dünyadaki bütün savaşlar bitmişti.

Kapı tıklandı ve cevap beklemeden açıldı. Rana, elinde iki ince belli bardak çayla içeri süzüldü.

Gözlerini kısarak abisine baktı.

"Abi..." dedi şüpheyle. "Sen bugün çok tuhafsın. Ama iyi anlamda bir tuhaflık."

Mahir doğrulup sırtını yatak başlığına yasladı. "Tuhaf derken?"

Rana çayları komodinin üzerine bıraktı. "Efsun ile görüşmeye gittin. Sabah heyecandan ölüyordun. Sonra eve gelirken arabadan inişin bile farklıydı, ayakların yere basmıyordu sanki. Ama eve gelir gelmez odana kapandın. Hiiiiiç demiyorsun bu ufaklık merak ediyor, çatlıyor, bir anlatayım."

Mahir, kardeşinin bu tatlı sitemine güldü. Çayından bir yudum aldı, gözlerini Rana’ya dikti.

"Bugün Efsun’a açıldım Rana."

Rana, eline aldığı bardağı neredeyse düşürecekti. Çay tabağına biraz döküldü.

"AÇILDIN MI?!" diye bağırdı, sonra hemen sesini alçattı, annesi duymasın diye. Sandalyeyi çekip abisinin dibine oturdu. "Dur... Ben bunu baştan, en ince ayrıntısına kadar dinlemek istiyorum."

"Sakin ol Rana," dedi Mahir gülerek.

"Sakin olamam abii! Yengem... Yani Efsun abla ne dedi? Anlatacaksın bana her şeyi!"

Mahir derin bir nefes aldı. O anı hatırlamak bile kalbini ferahlatıyordu.

"Dinle o halde tatlı baş belam," dedi. "Aynı duyguları yaşadığını söyledi."

Rana’nın gözleri parladı. "Biliyordum! O bakışları boşuna değildi!" Sonra abisi gibi o da biraz ciddileşti, ablası gibi gördüğü Efsun’u analiz etti. "Ama bak abi... Efsun abla anladığım kadarıyla biraz hassas, kırılgan biri. Korkuyor belli ki, ürkütmemek lazım."

"Biliyorum," dedi Mahir. "O yüzden acele etmedik. Zamana bıraktık. Birbirimizi tanıyacağız, yavaş yavaş..."

"Zaman..." diye tekrarladı Rana gülümseyerek. "Ama sen bugün çok cesurca bir adım attın abi. Babam görseydi... Gurur duyardı seninle."

Mahir’in gözleri doldu ama bu sefer mutluluktandı. "İlk defa hislerimin peşinden gittim Rana. Garip ama... Çok hafifim."

"Çünkü doğru yerdesin abicim," dedi Rana. Sonra o muzur haline geri döndü. "Ama şunu bilin Mahir Bey... Ben artık bu hikâyenin sıkı takipçisiyim. Ve seni rahat bırakmayacağım canım abim, her detayı bileceğim!"

Mahir kahkaha attı, yastığı kardeşine fırlattı. "Eyvaaaah, aldık başımıza belayı..."

Sessizliğin İçindeki Dua

Gece iyice bastırdığında, şehir uykuya hazırlanırken iki ayrı evde, iki ayrı odada aynı manevi huzur hâkimdi.

Efsun, odasının köşesine serdiği seccadenin üzerindeydi. Başındaki örtüsü omuzlarına dökülmüş, ellerini semaya değil, kalbinin sahibine açmıştı. Odadaki tek ses, kendi nefesiydi.

Gözlerini kapattı, içinden dökülenleri sessizce fısıldadı:

"Allah’ım... Kalbime düşen bu sevdayı Senin rızanla güzel kıl. Sevinçle atan bu kalbi şükürden uzaklaştırma, edebini eksiltme. Sevdiğimle aramdaki bağı merhamet, sadakat ve huzurla güçlendir. Bizi birbirimize değil; önce Sana yakınlaştır ki, sevgimiz de Seninle bereketlensin."

Şehrin diğer ucunda Mahir, namazını bitirmiş, ellerini dizlerinin üzerine koymuş, başını öne eğmişti. O da aynı gökyüzünün altında, aynı niyetle duruyordu.

"Allah’ım," dedi içinden. "Bana nasip ettiğin bu muhabbeti şükürle taşımayı öğret. Kalbimdeki sevgiyi kibirden, aceleden ve bencillikten koru. Sevdiğim kadına karşı sözümde, duruşumda ve niyetimde beni doğru kıl. Bu sevgiyi, Senin rızana açılan bir yola dönüştür."

İkisi de "Amin" deyip ellerini yüzlerine sürdüklerinde, aralarındaki mesafe sadece coğrafiydi; ruhları yan yanaydı.

Paralel Satırlar

Yataklarına geçtiklerinde, uyumadan önceki son ritüel için telefonlarını ellerine aldılar. Sanki sözleşmiş gibi, aynı anda mesaj yazmaya başladılar.

Mahir’in ekranında parmakları şu cümleleri dokudu:

"Bugün, kelimelerimin yetişemediği bir yerde kaldım. Kalbim, kendini saklamayı unuttu; titredi, evet... Ama ilk kez bir korkunun içinde doğru yerde durduğumu hissettim. İyi ki bu cesaret, iyi ki senin adınla oldu."

Efsun ise hislerini şu satırlara döktü:

"Korku dediğim şey, kaçmayı bilen bir histi hep. Bu akşam ise içimde yer aradı; kaçmadı, kalbimin en sessiz köşesinde durdu. Gülümsediğimi fark ettim, çünkü bazı hisler insanı incitmeden, yavaşça değiştirmeyi bilir."

Mesajlar gönderildi. Mavi ışıklar yüzlerini aydınlattı. Cevapları okuduklarında, ikisi de telefonu kalplerinin üzerine, göğüslerine bastırdı.

O gece, ikisinin de zihninden aynı düşünce geçti:

"Bazı akşamlar, insanın hayatı sessizce, gürültüsüzce ama kökten değişir."