EFSUN İLE MAHİR 11.BÖLÜM
Gölün üzerindeki sis yavaşça dağılırken, Mahir bakışlarını Efsun’un gözlerinden ayırmadı. Az önce anlattığı acı hatıranın ağırlığı hala havadaydı ama şimdi o ağırlığın yerini, yaklaşmakta olan bir itirafın gerilimi almıştı.
EFSUN İLE MAHİR
Mahir Karasu


Aşkta Cesaret ve Yazılmamış Bir Kitabın İlk Cümlesi
Gölün üzerindeki sis yavaşça dağılırken, Mahir bakışlarını Efsun’un gözlerinden ayırmadı. Az önce anlattığı acı hatıranın ağırlığı hala havadaydı ama şimdi o ağırlığın yerini, yaklaşmakta olan bir itirafın gerilimi almıştı.
Mahir, derin bir nefes alarak konuyu usulca değiştirdi. Geçmişin gölgesinden çıkıp, bugünün ışığına, yani masanın üzerinde duran o görünmez bağa odaklandı.
"Öncelikle," dedi, sesini yumuşatarak. "Kitabı beğendin mi?"
Efsun, elindeki bardağı yavaşça masaya bıraktı. Gözleri parlıyordu.
"Kitabı çok beğendim Mahir... Hala etkisindeyim. Sanki bazı satırlar benim için yazılmış gibiydi."
Mahir’in yüzüne sıcak bir tebessüm yayıldı. "Bunu duyduğuma sevindim. Peki, merak ediyorum; yüzlerce cümle arasından, senin için en çok parlayan, en çok beğendiğin cümle neydi?"
Efsun hiç düşünmedi. O cümle zihnine kazınmıştı çünkü. Gözlerini gölün durgun sularına dikerek ezbere okudu:
"Sevilmek güzel ama birini sevmeyi seçmek cesaret ister."
Sustu, sonra Mahir’e döndü. "Kitap bittiğinde bile bu cümlenin etkisinde kaldım. Basit ama çok ağır bir gerçek."
Mahir başını salladı, bakışları derinleşti. "Benim de bu cümle dikkatimi çekmişti. Altını çizmiştim okurken. Aşk ve Cesaret... Yan yana gelmesi zor iki kelime. Peki sen Efsun? Sen aşkta cesaretin gerekli olduğunu mu düşünüyorsun?"
"Evet..." dedi Efsun, kararlı bir sesle. "Çünkü cesaretin olmadığı yerde aşk, hiç başlamıyor bence. Sadece hoşlantı olarak kalıyor, kök salmıyor."
Mahir, masadaki bir çınar yaprağıyla oynarken sordu: "Peki, kişi cesaret etmek istiyorsa aşka... Ama korkuları varsa? Geçmişten gelen yaraları, güvensizlikleri varsa?"
Efsun, psikoloji öğrencisi kimliğiyle değil, kendi kalbinin sesiyle cevap verdi.
"Bununla ilgili kitabın bir sayfasında, hatırladığım kadarıyla şöyle diyordu: 'Aşkta korkular varsa, değer verilen bir şey vardır. Değersiz olan şeyler insanı korkutmaz.' İşte ben de böyle düşünüyorum Mahir. Evet, korkmak çok insani bir durum. Asıl önemli olan, o korkularına rağmen adım atabilmek. Cesaret, korkusuzluk değil; korkuya rağmen yürümektir."
Mahir, Efsun’un bu derin analizi karşısında hayranlıkla gülümsedi. Sonra soruyu, genelden özele, tam kalbinin ortasına çekti.
"Peki ya sen Efsun? Sen korkuyor musun sevmekten, aşık olmaktan...?"
Efsun’un yanaklarına ani bir sıcaklık yayıldı. Bu soru, teorik bir tartışma değildi artık. Biraz utandı, gözlerini kaçırdı.
"Sanırım evet," dedi fısıltıyla. "Çünkü sanki aşk insanı savunmasız bırakıyor. Kalkanlarını indiriyorsun. Ve insan, ne yaşayacağını, sonunun nereye varacağını bilmediği durumlardan her zaman korkar."
Mahir, masanın üzerinden hafifçe eğildi. "Hımm... O zaman aşkta cesarete inandığını söyledin az önce. Bir gün, aşkın o gerçekliğiyle, o savunmasız bırakan haliyle karşılaşırsan ne yaparsın Efsun? Korkup kaçar mısın, yoksa kalır mısın?"
Efsun başını kaldırdı. Gözlerinde bir parıltı vardı.
"Eğer gerçekse..." dedi. "Sanırım cesaret etmeyi seçerim. Çünkü bazı hisler ikinci defa gelmez."
Bu cümle, Mahir için bir yeşil ışıktı. Bir davetti.
"İkinci kez gelmeyen hisler varsa," dedi Mahir, sesi heyecandan hafifçe titreyerek. "İnsan o hislere sımsıkı sarılmalı o zaman. Ben son zamanlarda... Bazı hislerimin elinden tutup, beni götürmek istediği yere gitmek istiyorum."
Efsun, Mahir’in ne demek istediğini anlamıştı ama duymak istiyordu.
"Peki bu hislerin götürmek istediği yerden emin misin?" diye sordu. "Doğru yer mi?"
Mahir, gözlerini Efsun’un gözlerine kilitledi. "Emin olmasaydım, bugün burada, babamın anısının olduğu bu yerde bulunma cesaretinde bulunamazdım."
Efsun gülümsedi. "Sen de bu kadar cesaretli olmasaydın, ben buraya gelme cesaretinde bulunamazdım."
Mahir derin bir nefes aldı. Kalbi göğsünü dövüyordu. Artık saklanacak kelime kalmamıştı.
"Efsun," dedi. "Ben tüm cesaretimle, aşkın o savunmasız bırakan gerçekliğini yaşamak istiyorum."
Efsun şaşırmış gibi yaptı ama kalbi biliyordu. "Nasıl yani?"
Mahir, içindeki baraj kapaklarını açtı:
"Efsun, seni gördüğüm ilk günden beri... O kalemi tuttuğun andan beri hep aklımdasın. Hep seni düşünüyorum. Çizdiğim her çizgide, baktığım her yüzde sen varsın. Biliyorum, belki hızlı diyeceksin, belki kızacaksın bana ama..."
Durdu, yutkundu ve o iki kelimeyi serbest bıraktı.
"...Ben seni seviyorum."
Sonra derin bir "Oooh" çekti nefesiyle. "Nihayet Mahir, nihayet..." dedi iç sesi, zaferle. "Aferin sana oğlum, söyledin işte."
Efsun olduğu yerde donakaldı. Duyduğu kelimeler, gölün üzerindeki rüzgârla yarışıyordu.
"Mahir..." dedi, sesi titreyerek. "Şimdi sen beni... Ya aslında..."
Kendini tutmaya çalıştı ama yapamadı. O da gardını indirdi.
"Tüm cesaretimle itiraf ediyorum," dedi, gözleri dolarak. "Ben de aynı duyguları yaşıyorum... Ama..."
Mahir gülümsedi, o "ama"nın ne anlama geldiğini biliyordu.
"Biliyorum," dedi anlayışla. "Birbirimizi çok tanımıyoruz diyeceksin, korkuyorum diyeceksin. Haklısın. Ama zaman verelim mi bize? Birbirimizi tanımak, anlamak için bir şans verelim mi?"
Efsun’un yüzündeki endişe silindi, yerini huzurlu bir tebessüme bıraktı.
"Cesarete inandığımı söylemiştim," dedi gülümseyerek. "Yani... Olur."
Mahir, sanki dünyanın yükü omuzlarından kalkmış gibi arkasına yaslandı. Gülüştüler. O sırada rüzgâr, masadaki peçeteyi uçurdu.
"Kitaptan nasıl da koptuk," dedi Mahir neşeyle.
Efsun başını iki yana salladı.
"Aslında kopmadık Mahir," dedi. "Yeni bir kitap yazmaya başladık. :)"
Mahir, Efsun’a hayranlıkla baktı.
"Ne güzel bir kitap olur..." dedi. "Bir kalemle başlayıp, belki bir destana dönüşecek olan bir kitap..."
Gölün kıyısında, iki kalp, yazılmamış sayfaların heyecanıyla birbirine söz vermişti. Ve gökyüzü, bu sözün en büyük şahidiydi.
Hızlı Bağlantılar
Herhangi bir sorunuz için sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirsiniz.
© 2026 Çizgi Dizim. Tüm hakları saklıdır.